Gaziantep PartnerKayseri PartnerAnkara Partner Alanya Partner Antalya PartnerSakarya PartnerSamsun PartnerŞişli PartnerKuşadası PartnerMaltepe Partnerİzmir Partner Konya PartnerBursa PartnerMersin PartnerBeylikdüzü Partner
reklam
reklam
DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN
reklam
HALİL DÜZENLİTÜM YAZILARI

YILDIRIM BEYAZID’9N İNTİHAR   MES’ELESİ (II)

Yayınlanma Tarihi : Google News
reklam

II

Yıldırım Beyazıd’ın  ölümü hakkında,  umumiyetle  bilindiği veçhile, başlıca iki esaslı rivayet vardır: XVI ncı asır vekayinamelerinden başlıyarak muahhar osmanlı vekayinamelerinde ve Hammer’den Gibbons’a  kadar  Osmanlı tarihine dair tetkikatta bulunan garp müverrihlerinde, onun bir hastalık neticesinde yani ecelile öldüğü kabuI edilir; en mühim arab ve fars kaynaklarile ekser hıristiyan müelliflerinde de, onun ecelile ölmediğini gösteren kayıtlara tesadüf olunmaz. İkinci rivayete gelince, bu, esir hükümdarın esaret zilletine katlanamıyarak, Timur’un kendisini Semerkand’e götüreceğini anladıktan sonra intihar ettiği tarzındadır.  Hammer, manzum bir osmanlı tarihi yazan şair Hadidi’nin, Yıldırım’ın «Yüzüğünde  gizli  zehirle intihar ettiği»  yolundaki  iddiasını  zikretmekle  beraber, Hoca Sa’deddin’in de şiddetle  tenkid  ettiği  bu  rivayeti itimada  layık   görmez ; ve  bunun  yalnız Hadidi  tarafından  ileri sürülmüş  bir iddia  olduğunu  kaydeder [Histoire de l’Empire ottoman, Tome II, P. 460; türkçe tercümesi,  C. II, S. 824],  Hiç itibara alınmağa layık olmıyan üçüncü bir rivayet « esir hükümdarın Timur tarafından öldürüldüğü» tarzındadır ki, XV ve XVI ıncı asırlardaki bazı nadir mü­elliflerde bulunan bu rivayeti bahse mevzu etmek bile fazladır. Biz bu küçük no­tumuzda, şimdiye  kadar  esaslı  bir surette  tetkik  edilmiyen bu  intihar  mes’elesini, demir kafes rivayetinin tetkikinde takib ettiğimiz  usûl ile  tetkik  edeceğiz.  Yani, bu husustaki tarihi kayıtları ve bunu reddedici iddiaları menbaların kıymet dereceleri bakımından tenkid ve mukayese ettikten sonra, Ortazaman islam dünyasında bu gibi  intiharlara  tesadüf edilip edilmediğini  ve  yüzük  taşında zehir  taşımak  Metinin   mevcud  olup  olmadığını  araştıracağız.

Şimdiye kadar bu mes’ele hakkında  Necip  Asım’ın küçük bir makalesinden [Edebiyat Fakültesi Mecmuası, C. II, Sayı ı, 1922, S. 78-79] başka hiçbir şey yazılmamıştır [bu mekalenin F. Kraelitz tarafından yapılan bir tercümesi yine aynı yılda MOG, Band I, S, S. 289 da çıkmıştır]. Hadidi ve Aşık paşazade ile üç yazma Tevarih-i Al-i Osman nüshasında intihar hakkında mevcut kayıtları zikreden Necip Asım, muahhar osmanlı tarihlerinin intihar hadisesini kabûI etmemelerine mukabil, eski kroniklerin bu rivayeti terviç ettiklerini söylüyor. Onun zikrettiği rivayetlerden en mühimmi yani en tafsilatlısı, hususi kütüphanemdeki bir Tevarih-i Al-i  Osman’dadır:  Buna  göre,  Yıldırım,  yanında  sakladığı bir  yüzük  kaşına zehir koymuş, ve esaret acısına dayanamıyarak nihayet o zehiri yalamak suretile intihar etmiştir. Biz bu husustaki tetkikatımızın neticelerini şu suretle hulasa edebiliriz :

I – Timur devri vak’anüvisleri ve onlara istinad eden daha muahhar İran müellifleri, Yıldırım’ın ecelile öldüğünü yazıp intihardan hiç bahsetmezler. Yu­ karıda anlattığımız gibi, Asyalı Cihangir’in mağlûb Padişaha karşı çok âlicena­ bane hareket ettiğini her suretle tebarüz ettirmek istiyen bu resmi müelliflerin intihardan bahsetmemeleri gayet tabiidir ; çünkü Yıldırım’ın intiharı, Timur’un kendisine karşı yaptığı muamelenin – Timur vak’anüvisleriniıı göstermek iste­ dikleri gibi âlicenabane olmadığını meydana koyabilirdi. Timur’un Mısır’a elçi olarak gönderdiği Mes’ûd, Yıldırım’ın eceli ile öldüğünü söyliyerek buna terceman olmuştur [İbn Kadi  Sehbe’nin  Zehebi ve İbn  Kethir’e  yazdığı  Zeyl’de]. Ekser Mısır ve Suriye müelliflerinin bu intihardan bahsetmemeleri ve Yıldırım’ı ecelile  ölmüş [Makrizi, .Al- Sulûk; Abû-l- Mahasin, Al – Nücum al  -Zahira,  w. Popper    tab’ı, VoL VI. Part I. No. 1,  P.  84; aynı müellifin Manhal  al – Safi’sinde], nadiren  «Timur  tarafından öldürülmüş»  [İbn  Hacer, Anba’ul Gumr’de, ve yine rivayet şeklinde ‘Ayni, ‘lkd-al Cuman’da zehirletilmiş] tarzında göstermeleri de, Timur’a karşı ne kadar aleyhdar iseler, hıristiyan  alemi üzerine  büyük  zaferler kazanmış  bu İslam hükümdarına   karşı  da o kadar çok tarafdar olmalarından dolayıdır. Bu  çok mutaassıp alimler, Yıldırım gibi bir İslam mücahidini intihar etmiş göstermekle onu şiddetle  tezlil etmiş olacaklarım sanıyorlardı; ve işte bu  psikolojik  zaruret, Yıldırım’ın hastalıktan ölmediğine inanmış olanları bile, bu ölümü Timur’un suikasdine atfetmeye sevketmiştir; onlar, bu suretle, hem İslam efkarı umumiyesine karşı mağlûp hükümdarın dindar  müslüman  cephesini müdafaa etmiş, hem de,   muhtelif amiller  sebebile  nefret  ettikleri  Timur’u  kötülemiş  oluyorlardı.

II – En eski osmanlı kronikleri, ve bilhassa bunlar arasında halk an’anelerini daha sadakatle – ve hanedan menfaatlarını korumak endişesinden azade  olarak tesbit etmiş olanlar, Beyazıd’ın intihar ettiğini açıkca kaydederler; F. Giese’ nin neşrettiği Tevarih-i Al-i Osman [S. 46], bu isim altındaki diğer birtakım anonim vekayinameler, Uruc Bey Tarihi [S. 37], Hadidi, vekayinamesi, Aşıkpşazade Tarihi [İstanbul basması, S. 80; Giese basması, S 72], Lutfu  Paşa Tarihi  [S. 59] gibi. Yalnız, bunların  bir kısmı  onun  intiharını  kısaca  iki kelime ile  kaydettikleri halde, Uruc, Hadidi, ve  bizdeki  Anonim  ile  Berlin’deki  diğer  bir  Anonim  [J.  H. Mordtmann, Rühi Edrenevi, MOG, Band II, 1 – 2, S. 134, 1925] yüzük kaşındaki zehirle intiharını tesbit ederler. Anlaşılıyor ki XV-XVI ncı asırlarda Türkiye’de esir hükümdarın intihar ettiği an’anesi, demir kafes hikayesi gibi, bilhassa halk arasında ve orduda yayılmıştı. Muhtelif sebeblerden dolayı mesela. Mısır  ve Suriye halkıle mukayese edilemiyecek kadar geniş düşünceli ve taassubdan azade olan Türklerle imparatorluğun hıristiyan ahalisi arasında, bu  intihar hadisesi, asla çirkin ve fena bir şey gibi telukki edilmiyordu. ‘Ayni’deki rivayet bunu teyid ettiği gibi, demir kafes rivayetini zikreden İbn İyas da yüzükdeki zehirle intiharı tekrar  eder.  O asırda Türklerle  sıkı münasebetlerde bulunan  ve bu husustaki türk an’anelerini bilen hıristiyan müelliflerin eserlerinde  de Yıldırım’ın intihar ettiği rivayetine tesadüf olunur (hatta, bu intiharın, başını kafesin demirlerine çarpa çarpa vuku bulduğu da rivayet edilir: Gibbons’un türkçe tercümesi, S. 231). Şekli ne olursa olsun, gerek bu rivayetler gerek bazı arab menbalarının onu Timur tarafından öldürtülmüş (zehirletilmiş) göstermeleri, intihar vakıasını teyid edecek delillerdir. Anadolu membalarının rivayetleri ise, intiharın zehirle vukua geldiğini  anlatmaktadır.

III – İntiharın ortodoks İslam muhitlerinde, ne kadar  menfur bir cinayet,  bir küfür telakki edildiği malûmdur. Gördükleri tahsil itibarile bu telakkiye saplanmaları tabii olan kronikcilerden bir kısmı, mağlub Osmanlı Hükümdarı’nın irtikap ettiği bu büyük günahı mesküt geçmekle iktifa etmişlerdir. Fakat  yarı  resmi mahiyette vekayinameler yazmakla mükellef olan bir kısım tarihciler, mesela. Sa’deddin, «islam dininin kahramanı» olarak göstermek istedikleri Osmanlı Hanedanından birini, bilhassa Kosova ve Niğebolu kahramanını İslam dinine mugayir bir harekette bulunmuş  olarak  tasvir  edemezlerdi.  Yavuz’un Mısır – Suriye fütuhatından sonra, Osmanlı sarayında büsbütün kuvvetlenen dini taassub ve ulema. zümresinin tahakkümü, bu sülale erkanından herhangi biri hakkında – sülalenin dini prestijini ihlal edebilecek isnadların reddini de, hükümdara  ve  saraya   yaranmak   için,   bir   mecburiyet   haline  koymuştu.  İşte Sa’deddin ‘ in intihar rivayetini o kadar asabiyetle redde kalkışması bundan dolayıdır. Ali gibi, zamanının bozukluklarını, saray israflarını şiddetle tenkıdden çekinmiyecek kadar müstakil ve tenkidci bir müverrih bile, zamanının umumi telakkilerinden kurtulamiyarak, bu intihar rivayetini çürütmeğe çalışmaktan geri durmamıştır. Lutfi Paşa gibi, ilk devirler  hakkında  eski  kaynakları  hemen aynen kopye ile iktifa edenleri bir tarafa bırakacak  olursak, XVI ncı  asrın alim  ve edip tarihcileri, hükümdar sülalesinin şerefine mugayir gördükleri bu rivayeti tamamile mesküt geçmişler, ve XVII nci asırdan itibaren yazılan iltikati mahiyette tarih eserleri ise, adeta resmi mahiyet almış olan bu noktainazara sadık kalmışlardır. Maamafih Ali’nin[Künh-ül-Ahbar,C. V, S.102]ve bilhassa Sa’deddin’in çok telaşlı müdafaaları[Tac-üt-Tevarih, C.I, s. 217], intihar riyayetinin XVIncı asır Türkiye’sinde ne kadar kuvvetle yayılmış olduğunu gösteren çok mühim psikolojik vesikalar­dır. Hammer gibi muahhar avrupa tarihçileri, demir kafes mes’elesinde olduğu gibi hatta ondan fazla bu mes’elede de resmi osmanlı vak’anüvisliğinin an’anesinden ayrılamamışlardır.

Bütün bu kuvvetli delillerden sonra, Ortazaman İslam dünyasında dinin şiddetle menetmesine rağmen intiharın mevcut olduğunu, ve bilhassa, yüzükte  zehir  saklıyarak lüzumunda onu kullanmak  adetinin    yayılmış  bulunduğunu   birkaç  vesika  ile  tebarüz  ettirelim:

I. § Selçuk imparatoru Melikşah, tahta cülûsunu müteakip amcası Kavurd ile harb ederek onu esir ettiği zaman, bu galibiyetten mağrur olan askerler, ayaklarının artırılmasını taleb ettiler ve arzuları yapılmadığı takdirde Kavurd’u tahta çıkaracaklarını anlattılar. Bundan telaş eden vezir Nizamülmülk, bu arzularını hemen o gece Melikşah’a arzedeceğini ve is’afına çalışacağını söyledi; Kavurd’u  o gece şerbet vererek öldürttü;  ve ertesi gün, zavallı Prensin  hapis sıkıntısından kurtulmak için  yüzüğündeki zehirle  intihar ettiğini ilan etti [ Ravendi, The Rahat-us – Sudûr, G M s, New Series,  VoL Il, P. 127]. Tarih-i Günde,  [G M S silsilesi, Vol XIV, S. 443], al-Uraza [Karl Süssheim, das Geschenkaus der Saldschukengeschichte, Leiden 1905, S.60] ve daha bu gibi birtakım muahhar eserlerde de bu rivayetin tekrar edildiğini görürüz. Halbuki lbn-ül-Ethir tarihinde, Bondari’de Sadreddin’in Zübdetüttevarih’inde, onun zehirlenerek değil boğularak öldürüldüğü yazılıdır. Bu  rivayetlerden hangisinin daha doğru  olduğunu burada tetkik edecek değiliz. Yalnız, Râvendi’nin (599 Hicri) de yazdığı  eserindeki  bu kayıt, o zamanlar «yüzük taşındaki zehirle intihar» Metinin mevcut olduğunu gösteriyor. Eğer  böyle  olmasa,  bu  şekilde  bir  rivayetin  selçuk  an’anelerini  çok iyi  bilen  bu müellifin  eserinde  yer  bulması imkansız olurdu.

II. § Maamafih bundan daha evvel de yine bir intihar hadisesi zikredebiliriz: Gaznevi imparatoru Mahmud, Gûr Emiri Melik Mohammed Sûri’yi esir ettiği zaman, bu zillete katlanamıyan Emir yüzük taşının altında sakladığı zehirle intihar etmişti [Cüzcani, Tabakat-ı Nasıri, Calcutta, 1864, P. 40 ]. Eserini XIII üncü asırda yazan bu islam müelifi, bu intihar rivayetini kaydederken, ‘Ali ve Hoca Sa’deddin gibi dini bir taassuba kapılmıyarak, tıpkı Yıldırım’ın intiharı rivayetini kaydeden osmanlı kronikçileri gibi, bunu, esir hükümdarın hamiyet’ine isnad ediyor.

III. § Yine birkaç sahife evvel (909 Hicri) de Safeviler’in eline düşen  ve  demir kafese konulan Hüseyin  Kiyâ’nın intihar  maksadile  kendisini vahim surette   yaraladığını   ve   öldüğünü   zikretmiştik.    Demek  oluyor ki  intihar   hadiseleri dinin şiddetle menetmesine ve binaenaleyh nadir  olmasına rağmen müslüman Şark alemi için meçhul bir şey değildir.

Biraz sonra Yıldırım’ı intihara sevkeden psikolojik amilleri kısaca izaha çalışacağız. Fakat ondan evvel, yüzük taşında zehir gizlemek ve icabında onunla intihar etmek Metinin daha asırlarca evvel mevcudiyeti hakkında şu zikrettiğimiz tarihi delilleri daha birkaç vesika ile teyid edelim; ve bunun, daha İslamiyetten evvelki zamanlara kadar çıkan eski bir şark an’anesi olduğnnu gösterelim: Halife Süleyman bin Abdülmelik, meşhur Barmak hanedanından Ca’fer’in medhini ve müslüman olduğunu işiterek kendine vezir yapmak üzere Şam’a getirtmişti. Onu huzuruna ilk kabili ettiği zaman, Ca’fer’in yanında zehir bulunduğunu hissetti ve fena halde canı sıkıldı. Ertesi gün adamlarından birini işi tahkik için Ca’fer’in yanına yolladı. Ca’fer, hiç telaşa ve inkara sapmıyarak mes’eleyi itiraf etti: yanında babasından ve dedelerinden kalma zehir saklı bir yüzük bulunduğunu, tahammül edilemiyecek bir vaziyet karşısında kaldığı zaman sıkıntı ve zilletten kurtulmak yani intihar etmek için  onu  yanından  ayırmadığını söyledi. Bunu haber alan  Halife  çok  memnun  oldu,  onu  tekrar  huzuruna  çağırtarak büyük iltifatlarda bulundu ve vezarete tayin etti [Siyasetname, Tahran tab’ı, S.180]. Sair tarihi kaynaklarda bu  hikayenin farklı  şekillerine  tesadüf   edilirse  de  [Mirza Abdül’azim Han Gürgani,  Tarih-i Beramike, Tahran, 1313], maksadımız burada onların tenkidine girişmek veya historicite’leri hakkında tetkikatta bulunmak değildir. Yalnız,  bu  rivayet  bize  kat’i  surette gösteriyor ki, yüzükte zehir taşımak ve icabında  onunla  intihar  etmek, Şark’ta,  daha  İslamiyetetten  evvel mevcut bir âdettir. Nakledeceğimiz ikinci bir  tarihi vakıa,  bu  iki  noktayı  da teyid edecektir : (141 Hicri) yılında Taberistan’in Abbasilere tabi olan yerli hükümdarı, oradaki bütün müslümanları kestirdi ve Halife’ye isyan etti.  İslam ordularını bir yıldan fazla uğraştırdıktan sonra, kendisi için artık hiç bir ümid kalmadığını görünce, yüzüğündeki zehirle intihar etti [M. Minovi, Maziyar, Tahran 1933, S. 5]. Mevzuun dışına çıkmamak için fazla izahata girişmemekle beraber şunu söyliyebiliriz ki, zikrettiğimiz vakıalar, daha İslamiyetten  evvel Şark’ta mevcut olan bu zehirli yüzük ve intihar adetlerinin,  islamiyetin menetmesine rağmen, müslümanlar arasında da asırlarca  devam  ettiğini  inkar kabul etmez   bir  surette   meydana çıkarmaktadır.

Esir Osmanlı Hükümdarı’nın intiharı hakkında daha kat’i bir neticeye varmak için, buna amil olan psikolojik sebebleri de aramak lazımdır:  Bazı müelliflere göre, Timur – İslamiyetten evvelki ve sonraki Türk devletleri’nde, sonra, Cengiz Çocukları’nda ve onlarm an’anelerini takib eden sülaIelerde mûtad olduğu veçhile verdiği ziyafetlerde, Beyazıd’ın zevcesi Prenses Despina’yı çıplak olarak şarap sunmağa icbar etmiş ve  Beyazıd bu hakarete dayanamıyarak intihar  etmiştir. Timur  vak’anüvislerinde  bulunmayan  bu  rivayetin  tetkikine  girişmek, ve müverrih Ali ‘nin bu husustaki bazı mülahazalarını tenkidden geçirmek uzun sürer. İbn Arabşah  tarafından  zikredildiği  halde   Hammer ‘in   kabul etmediği bu rivayeti Gibbon ve sonra Gibbons bilhassa XV – XVI ncı  asır hıristiyan müellifierine dayanarak inanılmağa layık görürler. Eski osmanlı kroniklerine gelince, bunlar, Timur tarafından Semerkand’e götürüleceğini  anlayınca Beyazıd’ın büsbütün ümitsizliğe düşerek intihar ettiğini söylerler. Psikolojik bakımdan, bu intiharı yalnız  bir  tek  sebebe isnad  etmek  yanlışdır. Bütün hayatında zaferden zafere koşmuş olan azametli Padişah, esaret zilletine alışamamakla beraber, bazı tarihi kayıdlara nazaran, Timur’un kendisini  tekrar tahtına iade edeceğini ummuştu. Lakin bu  ümidi tahakkuk etmiyerek  Semerkand’e götürüleceğini anlayınca, zorla tutabildiği ruhi  müvazenesi bozuldu  ve intihar etti. Gerçi, yine bazı tarihi kayıdlara göre, Timur, Semerkand’den sonra kendisini tekrar Anadolu’ya göndereceğini devametmişti; fakat Timur’un sözlerine inanılamıyacağını artık iyice öğrenmiş olan Beyazıd, bu «Semerkand’e  gidiş» in ifade ettiği manayı anlamıştı : Anadolu’nun siyasi vahdetini parçalamış ve küçük Osmanlı devletini şehzadelerin  taht kavgalarile  anarşiye  düşürmüş  olan Cihangir,  Beyaz’ıd gibi bir şahsiyeti tekrar Osmanlı tahtına iade etmek gibi bir gaflette bulunamazdı. Fakat, Semerkand’e gidişin başka bir manası vardı: Timur, payitahtına girerken, muhteşem zafer alayım tetvic edecek en parlak galibiyet yadigarını, Rûm ikliminin muazzam Kayserini teşhirden geri durmıyacaktı! Kuvvetle tahmin olunabilir ki, daha mağlûbiyetinin ilk  gününden beri türlü  türlü  hadiselerle zaten cümleiasabiyesi bozulmuş  olan  Yıldırım  için,  bu  tasavvur,  bardağı taşıran  son   damla  vazifesini  görmüş,  onu  intihara sevketmiştir.

Osmanlı Padişahı, Timur’un zafer alayında teşhir edilmekten niçin bu kadar korkuyordu ve bunda haklı mıydı? O zamanki ruhi vaziyetine göre, hiç şüphe  yok ki haklıydı. Ortazaman Şark tarihile uğraşanlar, bu gibi merasimde mesela esir bir hükümdarın yahut bir kumandan veya ihtilalcinin nasıl teşhir edildiğini bilirler. Bu teşhirden sonra esirin – bilhassa siyasi ve dini ihtilaller yapanların ­ türlü işkencelere maruz bırakıldığı, yahut, herhangi bir sebep icad edilerek – mesela bir kısas davası gibi veya buna lüzum görülmiyerek herhangi surette öldürüldüğü de çok olurdu. Burada bunların tavsifine girişmek çok uzun sürer. Müverrih Mes’ûdi’nin (223 Hicri) de Hurremdini ihtilalinin reisi Babek’in esir edilip Bağdad’a getirilişi hakkında verdiği tafsilat ile, (942 Hicri) de Muzaffer Sultan’m Tebriz’e getirilişi husunda Ahsen-üt-Tevarih’de mevcut malûmat, bunu azçok anlatır: Babek’i kırmızı ve yeşil kumaşlarla, renk renk ipeklilerle süslenmiş büyük bir file, kardeşini de yine o suretle süslenmiş bir deveye bindirmişler, kendilerine kıymetli taşlarla süslü sırmalı kırmızı libaslar ve büyük, kıymetli külahlar giydirmişler,  iki sıra dizilmiş suvari ve piyade  safları  arasından   geçirmişlerdi. [ Maçoudi, les Prairies d’or, texte et traduction par Barbierde Meynard, Tome VIl, P.127-129 ]. Bu alayların geçeceği sokaklardaki bütün dükkanlar donatılır, ahali seyre çıkar, şehrin bütün ayak takımı esire ait alaylı türküler okuyarak, çalgılar çalarak, el ve ayak vurarak, türlü maskaralıklar yaparak esirin arkasından gelirlerdi. Bazan, teşhir ve terzil edilmek istenen zavallıyı ters eşeğe bindirirler, sakalını keserler, sırtına çeşit çeşit şeyler giydirirler, başına çıngıraklı külahlar, toynuzlar takarlar, suratına  tükürürler, taşa  tutarlardı.

Acaba, Büyük Cihangir, esirine karşı böyle  bir  muamelede  bulunacak  mıydı?

Onun Beyazıd’a karşı böyle bir muamelede bulunacağını tahmin etmeğe hiç sebep yoktur. Gerçi esirine karşı kendi resmi vak’anüvislerinin yazdıkları derecede alicenablık gösterdiğine, onu tekrar tahtatına iade edeceğine  inanmak  büyük bir safdillik olur; fakat onu Semerkand’de büyük hakaretlere maruz bırakacağına, teşhir ve terzilden sonra herhangi bir sebeble öldürmek niyetinde olduğuna hükmetmek için de hiçbir sebeb yoktur. Maamafih, sinirleri bozulmuş ve tahtına iade edilmekten ümidini kesmiş olan Yıldırım, Semerkand’e götürülmek istenmesini en fena şekillerde te’vil edebilirdi; ve intihar hadisesi gösteriyor ki böyle olmuştur da. Bütün bu izahlardan sonra, Yıldırım Beyazıd’ın intihar etmeyip ecelile öldüğüne inanmak, bir tarihci için, çok müşkildir sanırız.


KaynakBelleten, Cilt: I – Sayı: 2 – Nisan 1937, M. Fuad KÖPRÜLÜ

reklam
Ataşehir Escortmadsalads.comgrandpashabetGrandpashabetgrandpashabeteskort konyaDeneme Bonusu Veren SitelerDeneme Bonusu Veren Sitelergrandpashabethttps://contact.moerleinlagerhouse.com/child pornstarzbetgrandpashabetgrandpashabetchild porngrandpashabetchild pornchild pornqweparmabet girişparmabetkopazartipobetjojobet2014marsbahiscasibomcasibom girişbetmoonjojobetchild pornbetasus girişroyalbet girişsüperbet girişbetasus girişjojobetchild pornchild pornchild pornchild pornjojobetpalacebetbetsalvador girişcasinoroyal girişgrandpashabetholiganbetgrandpashabetmatbetgrandpashabetjojobetpusulabetbetsalvadortlcasinobetgaranti girişcasinoroyaltlcasino girişamgbahismarsbahisgrandpashabetmatbetgrandpashabet girişbetgarantiamgbahis girişamgbahis girişgrandpashabetbetasus girişamgbahissekabetmatbet güncel girişvdcasinograndpashabetvdcasinograndpashabet girişsekabet girişvdcasino girişDeneme Bonusu Veren SitelerDeneme Bonusu Veren SitelerCasibomBetcio imajbetmarsbahisholiganbetholiganbetgrandpashabetmatbetgrandpashabetjojobetpusulabetjojobetmarsbahis girişimajbetsekabetmarsbahisholiganbetjojobetcasibom girişJojobet GirişjojobetJojobet GirişMarsbahis GirişCasibommarsbahisCasibomCasibom Girişjojobetholiganbetmarsbahischild porn

KarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyakaKarşıyaka