

Günümüz dünyasında ulus-devlet kavramı, yurttaşlık temelinde bir üst kimlik etrafında şekillenmektedir. Fransa vatandaşı olan herkes, etnik kökenine bakılmaksızın Fransız; Rusya vatandaşı olan herkes Rus; Almanya vatandaşı olan herkes ise Alman olarak tanımlanıyor. Bu ülkelerde farklı etnik kökenlerden gelen bireylerin, o ülkenin vatandaşlık kimliğini beni
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin “Türk” üst kimliğiyle tanımlanması, bazı çevrelerce ısrarla ırkçılık ya da dayatma olarak nitelendiriliyor. Oysa burada sözü edilen “Türk”, bir etnik kimlikten ziyade bir vatandaşlık bağıdır. Aynı şekilde, Almanya’da yaşayan bir Kürt kökenli birey kendisini “Alman vatandaşıyım” diyerek tanımladığında bu doğal karşılanır. Fransa’da yaşayan bir Berberi’nin “Fransızım” demesi kimseyi rahatsız etmez. Ancak Türkiye’de bir Kürt kökenli birey “Ben Türk vatandaşıyım” dediğinde bu bir tartışma konusu haline gelir. Neden?
Bu çifte standardın temelinde, Türkiye’ye özgü bir kimlik bunalımı ve tarihsel ön yargılar yatıyor. Türkiye’nin ulusal kimliğini sahiplenmesi, güçlü bir vatandaşlık bağı kurması, ne yazık ki içeride ve dışarıda bazı çevrelerce sistematik olarak zayıflatılmak isteniyor. Oysa bu ülkenin vatandaşlık bağı, “Türk” üst kimliğiyle tanımlandığında kimseye ait olan etnik köken, dil ya da kültür inkar edilmiyor. Aksine, herkesi ortak bir çatıda birleştiren kapsayıcı bir kimlik sunuluyor.
Eğer “Türk” kimliğini vatandaşlık bağı olarak kabul etmek ırkçılıksa, o zaman Almanya, Fransa, Rusya gibi ülkelerin de vatandaşlarına ulusal kimlik atfetmeleri ırkçılıkla eşdeğer sayılmalı. Tutarlılık gerekiyorsa, bu ülkelerin isimlerini de değiştirelim: Almanya yerine “Orta Avrupa”, Fransa yerine “Batı Avrupa”, Rusya yerine “Doğu Avrupa” diyelim. Absürd geliyor değil mi?
İşte Türkiye için yapılan bu kimlik tartışmaları da bir o kadar temelsiz ve çelişkilidir. Vatandaşlık bağı etrafında oluşan üst kimliğe sahip çıkmak, bir milletin birliğini ve geleceğini sağlam temellere oturtmaktır. Türk kimliği, etnik bir kimlik değil; bin yıllık tarih, mücadele, hukuk ve kader birliğinin adıdır. Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, bu kimliğin eşit ve onurlu bir parçasıdır.



