

Türkiye, uzun yıllardır terörle mücadelede ağır bedeller ödemiş, çok yönlü bir tehdit karşısında kararlı bir duruş sergilemiştir. Bugün ise “Terörsüz Türkiye” hedefi, sadece güvenlik politikalarının değil, toplumsal birlikteliğin ve siyasal sorumluluğun da merkezinde yer almaktadır. Bu süreçte devletin yürüttüğü kapsamlı strateji, sadece silahlı mücadeleyi değil; diplomasi, toplumsal entegrasyon ve ulusal birlik gibi birçok boyutu içermektedir.
Ancak bu hassas süreç, yalnızca güvenlik güçlerinin ya da siyasi iradenin kararlılığıyla değil, milletin sabrı ve sağduyusuyla da şekillenmektedir. Her türlü provokasyona rağmen, vatandaşlar olarak kalbimizde taşıdığımız acılara rağmen sabırla devletimizin çizdiği yol haritasının tamamlanmasını bekliyor, bu kararlılığın bir gün terörün kökünü kurutacağına yürekten inanıyoruz.
Siyasetin Sorumluluğu: Kürsüdeki Sözün Gücü
Ne var ki, son günlerde TBMM kürsüsünden ve bazı siyasi partilerin grup toplantılarında yapılan açıklamalar, bu süreci sekteye uğratacak provokatif unsurlar taşımaktadır. DEM Parti mensubu bazı milletvekillerinin açıklamaları, terörle mücadelede toplumsal desteği zedeleyici nitelikte olup, milletin büyük bir bölümünde haklı bir infial yaratmıştır. TBMM gibi bir yüce kurumun çatısı altında teröre doğrudan ya da dolaylı biçimde meşruiyet kazandıran söylemler, ne demokrasiyle bağdaşır ne de ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilir.
Bu noktada Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 14 Ekim tarihli grup toplantısında yaptığı açıklamalar dikkat çekici olmuştur. Bahçeli, milletin hassasiyetlerine tercüman olmuş, “Devletin yürüttüğü mücadeleye kimse çomak sokmasın” diyerek sürece zarar veren her türlü söyleme karşı net bir duruş sergilemiştir. Bahçeli’nin bu tavrı, Türkiye’nin terörle mücadelesinde milli birlik ve beraberliğin siyaset üstü bir konu olduğunu bir kez daha vurgulamıştır.
Benzer şekilde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da daha önceki açıklamalarında, “Terörle mücadele kararlılıkla sürecek. Bu konuda kimseye taviz verilmeyecek” diyerek devletin bu konudaki net tutumunu ortaya koymuştur. Erdoğan’ın açıklamaları, hem iç kamuoyuna hem de dış gözlemcilere Türkiye’nin bu konuda geri adım atmayacağı mesajını vermektedir.
Süreci Sabote Etmeye Yönelik Her Söylem Teröre Hizmettir
Bugün geldiğimiz noktada, yalnızca güvenlik politikalarının değil, dilin, söylemin ve temsil edilen makamın da büyük bir önemi vardır. Halkı temsil eden milletvekillerinin, temsil ettikleri yerin ağırlığını taşıyacak bir sorumlulukla hareket etmeleri gerekmektedir. Bu noktada her sözcük, her açıklama bir güvenlik sorunu haline gelebilir.
“Terörsüz Türkiye” yalnızca bir siyasi hedef değil, bir milli ideal olarak görülmelidir. Bu süreci sabote etmeye yönelik her girişim, milletin huzuruna, geleceğine ve çocuklarımızın güvenliğine kasteden bir davranış olarak değerlendirilmelidir.
Birlik ve Kararlılıkla Yola Devam
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, terörle mücadelesinde kararlı ve donanımlı bir şekilde ilerlemektedir. Bu mücadele sadece silahlı çatışmalarla değil, zihinlerde ve kalplerde kazanılacak bir mücadeledir. Bu sebeple tüm vatandaşlara, özellikle de siyasetçilere düşen en büyük sorumluluk, milli birlik ve beraberliğe zarar verecek söylem ve eylemlerden uzak durmaktır.
Devletimizin yürüttüğü bu hassas sürecin başarıya ulaşması, tüm kurumların ve halkın aynı hedef etrafında kenetlenmesiyle mümkündür. Türkiye, terörden arınmış, daha güvenli ve güçlü bir geleceğe doğru kararlılıkla yürümektedir. Bu yolda herkesin üzerine düşeni yapması, tarihe karşı da bir sorumluluktur.



