Web sitemizde yer alan haber içerikleri izin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Kanuna aykırı ve izinsiz olarak kopyalanamaz, başka yerde yayınlanamaz.
Ortadoğu’da barış, yalnızca iyi niyetle değil; güçlü bir savunma ve caydırıcılıkla mümkündür. Bu gerçeği her fırsatta gözler önüne seren en belirgin aktörlerden biri, kuşkusuz ki İsrail’dir. Sivilleri hedef alan saldırgan politikaları, uluslararası hukuku hiçe sayan uygulamaları ve bölgesel istikrarsızlığı tetikleyen adımlarıyla İsrail, adeta coğrafyanın huzuruna kastetmektedir.
Son Gazze ve İran saldırıları bir kez daha gösterdi ki; terör devleti olarak nitelendirilmesi gereken bir İsrail gerçeğiyle karşı karşıyayız. Böyle bir denklemde Türkiye’nin sadece savunmada kalması ne tarihî mirasımıza, ne de jeopolitik sorumluluğumuza yakışır.
S-400’ler Yetmez, Askerî Denge Şart
Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sistemleri, stratejik bir adım olarak önemliydi. Ancak bu tür hamlelerin devamı gelmeli. Türkiye, sadece savunma değil, aynı zamanda etkili saldırı kapasitesine sahip silahları da envanterine katmalıdır. İsrail’in elinde hangi ileri teknoloji silah varsa, Türkiye’de de en az o seviyede sistemler bulunmalıdır.
Bu sadece rekabet değil, bir denge politikasıdır. Türkiye’nin caydırıcı gücü; bölgedeki barışın teminatı, halkların umudu olabilir. Askerî denge bozulduğunda, siyasi irade ne kadar güçlü olursa olsun karşılığı eksik kalır.
Yerlileşme ve Bağımsızlık: Savunma Sanayiinde Yeni Hedefler
Türkiye son yıllarda savunma sanayiinde büyük adımlar attı. Bayraktar TB2 ve Akıncı gibi insansız hava araçları dünya çapında ilgi gördü. Ancak bu yeterli değil. Uzun menzilli füze sistemlerinden elektronik harp unsurlarına, denizaltı teknolojilerinden lazer silahlara kadar geniş bir yelpazede kendimize yetebilecek bir altyapı kurulmalıdır.
Bu aynı zamanda ekonomik bağımsızlığın, diplomatik özgüvenin ve millî onurun da temelidir.
Güçlü Olmadan Barış Olmaz
Bu coğrafyada güçsüz olanlar masaya oturamaz, haklı da olsa sesini duyuramaz. İsrail’in zulmü sürerken Türkiye, sadece protesto eden değil; gerektiğinde karşı koyabilecek kapasitede bir ülke olmalıdır.
Barış, ancak güçle desteklenirse anlam kazanır. Türkiye’nin savunma vizyonu, artık sadece savunma değil; tam anlamıyla stratejik bir caydırıcılık üzerine kurulmalıdır.