

Dün, tarihçiliğin kutbu sayılan merhum Prof. Dr. Halil İnalcık’ın da vurguladığı gibi, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun yıldönümüydü. Takvim yaprakları 27 Temmuz 1302’yi işaret eden o günü gösteriyordu. Yani, Osman Gazi’nin Bizans kuvvetlerine karşı kazandığı ilk büyük meydan savaşı olan Koyunhisar (Bafeon) Savaşı’nın üzerinden tam 723 yıl geçmişti.
Ama nedense, sosyal medyada her vesileyle “Osmanlı torunuyuz” diye ahkâm kesen, ceddimizi yere göğe sığdıramayan geniş bir kesimden tek bir kelime bile duymadık. Ne bir anma, ne bir bilgi paylaşımı, ne de tarihe dair bir vefa işareti…
Oysa sürekli geçmişle övünmeyi alışkanlık hâline getiren bir toplumuz. Profil fotoğraflarında tuğralar, arka planlarda fetih görselleri, kahramanlıkla bezeli dizilerle tarihe romantik bir hayranlık… Fakat tarih sadece dizi repliği ya da nostaljik bir hatıra değildir. Tarih, bilgidir; bilince dönüşmedikçe kuru bir övgüden öteye gidemez.
Koyunhisar Savaşı’nı bilen kaç kişi var? Veya şu soruya cevap verebilecek kaç “Osmanlı torunu” kalmıştır: Osmanlı Devleti tam olarak ne zaman ve nerede kuruldu?
Kuruluş sadece 1299 yazmakla, bir kütük bilgisi paylaşmakla olmaz. Kuruluş, bir bilinçtir. Tarihi günü gününe bilmek, anlamak ve bugüne taşımaktır.
Halil İnalcık Hoca, yıllarca belgelerle, arşivlerle, Osmanlı’nın kuruluşuna dair birçok “efsane”yi süzgeçten geçirerek gerçek tarihi ortaya koydu. Ona göre, devletleşme süreci 1302’deki Koyunhisar Zaferi ile başladı; zira bu zafer Osmanlı’nın artık bağımsız bir siyasi aktör olduğunu Bizans’a ve bölge beyliklerine ilan ettiği andı.
Ne var ki bizler, tarihle bağımızı ya tozlu kütüphane raflarında unutuyoruz ya da kuru hamasetle içini boşaltıyoruz.
Sonuç olarak sormak gerekiyor:
Eğer gerçekten Osmanlı’nın torunlarıysak, neden tarihimizi bu kadar yüzeysel biliyoruz?
Neden her sene 27 Temmuz’da tarih derslerine dönmüyor, neden “tarihi olan” bir millet gibi davranmıyoruz?
Belki de artık susmak, hamaseti bırakmak ve tarihimize hakkıyla sahip çıkmak zamanıdır.



