

A Milli Takım’ın Dünya Kupası’nda aldığı başarısız sonuçlar hepimizi üzdü. Teknik direktör tercihleri, taktik anlayış, futbolcu seçimleri, oyuncuların performansı ve federasyonun yönetimi en ağır şekilde eleştirilebilir. Ben de eleştirdim. Futbolun doğasında eleştiri vardır. Ancak mağlubiyetin ardından bazı kesimlerin meseleyi futbolun dışına taşıyarak kişisel inançlar ve semboller üzerinden yürütmeye başlaması dikkat çekici bir hâl aldı.

Neymiş; bir futbolcu bozkurt işareti yapmış, bir başkası ellerini açıp dua etmiş, bir diğeri gol sevincinde Rabbine şükretmiş. Sanki bunlar suçmuş gibi günlerce yerden yere vuruluyorlar.
Öncelikle bozkurt işareti herhangi bir siyasi partinin sembolü değildir. Bozkurt, Türk tarihinin ve kültürünün yüzyıllardır kullanılan sembollerinden biridir. Türk devletlerinde kurt motifi asırlardır vardır. Türkiye’de de onlarca yıldır farklı şekillerde kullanılmaktadır. Elbette herkes bu sembole aynı anlamı yüklemek zorunda değildir, ancak bunu kullanan herkesi peşinen yaftalamak da doğru değildir.
Diğer futbolcuların dua etmesi konusuna ise girmiyorum bile. Dünyanın her yerinde Hristiyan futbolcular gol attıktan sonra haç çıkarıyor, üçleme işareti yapıyor. Bizim ligimizde oynayan yabancı futbolcularda da bunu görüyoruz. Kimsenin buna itiraz ettiğini görmüyoruz. Konu Müslüman futbolcular olunca neden aynı hoşgörü gösterilmiyor? İnanç özgürlüğü herkes için geçerliyse, aynı ölçü herkese uygulanmalıdır.
Bugün Fransa Milli Takımı’nın armasında horoz bulunuyor. Horoz, Fransızların tarihî sembollerinden biri olarak kabul ediliyor. İngiltere aslanı, Almanya kartalı, birçok ülkenin kendine ait sembolleri var. Bizde bozkurt denildiğinde ise aynı çevreler hemen ayağa kalkıyor. Gerekçe olarak da “Bu ülkede farklı etnik kökenlerden insanlar var” deniliyor. Sanki Fransa’da, Almanya’da veya İngiltere’de herkes tek kökenden geliyor. Modern devletler vatandaşlık bağı üzerine kuruludur, milli semboller de o ülkelerin ortak tarihinin bir parçasıdır.
Bir de Alman Milli Takımı’nda forma giyen Deniz Undav meselesi var. Bugün hâlâ “Biraz daha ilgi gösterseydik Türkiye’yi seçerdi” diyenler çıkıyor. Kusura bakılmasın ama gerçekler öyle değil. Deniz Undav’a zamanında Türkiye tarafından teklif de yapıldı, ilgi de gösterildi. Ancak kendisi tercihini Almanya’dan yana kullandı. Buna kimsenin itirazı olamaz. Sonuçta milli takım tercihi futbolcunun hakkıdır.
Ancak işin ilginç tarafı şu; Türkiye’de bir futbolcunun bozkurt işareti yapması veya dua etmesi üzerinden günlerce linç kampanyası yürütülürken, Almanya Milli Takımı’nda forma giyen ve yıllardır PKK’ya yakın çevrelere destek verdiği iddialarıyla gündeme gelen Deniz Undav konusunda aynı hassasiyeti gösterenlerin sesini pek duymuyoruz. Hatta bazıları hâlâ “Bizde oynasaydı” diye hayıflanıyor. Yahu arkadaş, şaka mısınız?
Milli takım sadece futbol oynanan bir yer değildir. Aynı zamanda ülkeyi temsil makamıdır. Elbette yetenek önemlidir, ancak aidiyet duygusu da önemlidir. Bir tarafta kendi kültürüne ait olduğunu düşündüğü bir sembolü kullanan veya inancının gereği dua eden futbolcular hedef tahtasına konulurken, diğer tarafta Türkiye karşıtı yapılara yakın isimlere karşı aynı tepkinin gösterilmemesi ciddi bir çifte standarttır.
Milli takım başarısız olmuşsa konuşulması gereken teknik direktör tercihleri, taktik anlayış, oyuncu seçimleri, federasyonun yönetimi ve sahadaki performanstır. Futbolcuların dini inançları veya kültürel sembolleri değil.
Eleştiri yapılacaksa herkese aynı ölçü uygulanmalı, hassasiyetler kişilere ve ideolojik tercihlere göre değişmemelidir. Çünkü sorun bozkurt işareti, dua etmek veya Rabbine şükretmek değil; sorun, bazı insanların aynı olaylara bakarken kişilere göre değişen standartlar uygulamasıdır.



