

Kurtuluş Savaşı’nı sadece cephede kazanılmış bir mücadele olarak okumak, tarihi eksik yorumlamak olur. Anadolu’nun bağımsızlık yürüyüşünde, cephe gerisinde dönen büyük bir lojistik savaş da verilmiştir. Bu savaşın görünmeyen ama bir o kadar hayati cephelerinden biri ise Karadeniz’dir. İnebolu, Samsun ve Trabzon gibi Karadeniz kentleri, bu süreçte yalnızca coğrafi değil, stratejik öneme sahip birer direniş noktası hâline gelmiştir.
Karadeniz’den Anadolu’ya: Cephanenin Rotası
Kurtuluş Savaşı boyunca Anadolu’nun batı ve güney cephelerinde süren sıcak çatışmaların ardında, bir başka savaş daha sessizce sürüyordu: silah ve mühimmatın cepheye ulaştırılması savaşı. Bu bağlamda, Sovyetler Birliği’nden gelen yardımlar, Anadolu’nun kaderini değiştirmiştir. Ancak bu yardımların savaş alanına ulaştırılması, zannedildiği kadar kolay olmamıştır. Denizler üzerinden yapılan bu sevkiyatın odak noktası Karadeniz limanlarıydı.
Samsun ve Trabzon gibi büyük limanlar, Sovyet limanlarından çıkan mühimmatın Anadolu’ya giriş kapısı olurken, bu cephanenin iç bölgelere aktarımında asıl kilit rolü İnebolu üstlenmiştir. Bu küçük kıyı ilçesi, adeta savaşın lojistik kalbi hâline gelmiştir.
İnebolu’nun Stratejik Önemi ve Lojistik Zaferi
İnebolu, o dönemde resmi bir limana dahi sahip olmamasına rağmen, deniz yoluyla gelen mühimmatın Anadolu içlerine aktarılmasında benzersiz bir rol oynamıştır. Büyük tonajlı teknelerin açıkta demirleyip beklemek zorunda kaldığı bu kıyı şeridinde, deniz ile kara arasındaki bağlantıyı sağlayanlar, yerel halkın işlettiği küçük kayıklardı. Bu kayıklarla kıyıya taşınan mühimmat, daha sonra kadın, çocuk, yaşlı demeden halkın katıldığı bir seferberlikle kağnılara yüklenerek Kastamonu üzerinden Ankara’ya doğru yola çıkarılmıştır.
Yaklaşık iki yıl boyunca aralıksız süren bu sevkiyat sırasında, İnebolu üzerinden cepheye ulaştırılan mühimmatın, Karadeniz üzerinden gelen toplam yükün %60’ına yakınını oluşturduğu tahmin edilmektedir. Bu da kabaca 180 bin tonluk bir sevkiyat anlamına gelir. Dönemin ulaşım ve lojistik imkânları göz önüne alındığında, bu sayı tek başına bile İnebolu’nun ne denli kritik bir rol üstlendiğini göstermeye yeterlidir.
Kadınların ve Sivil Halkın Direnişi
İnebolu’daki lojistik direniş yalnızca teknik ya da stratejik bir başarı olarak değil, aynı zamanda bir halk hareketi olarak da değerlendirilmeyi hak eder. Kadınların cephane taşıma işine katılması, hatta bazen bu uğurda hayatlarını kaybetmeleri, Kurtuluş Savaşı’nın “cephe gerisi kahramanları”nı açıkça gözler önüne sermektedir.
Bu çerçevede Şerife Bacı’nın hikâyesi simgesel bir anlam taşır. Donma pahasına çocuğunu ve cephaneyi koruyan bu fedakâr Anadolu kadını, bir nevi halkın direniş ruhunu temsil eder hâle gelmiştir.
Samsun ve Trabzon’un Payı
Samsun ve Trabzon limanları, Sovyetler’den gelen yardımların ilk temas noktaları olarak önemli işlevler görmüştür. Bu limanlara ulaşan mühimmat, daha sonra daha küçük gemilerle veya karadan sevkiyatla İnebolu’ya aktarılmıştır. Özellikle Trabzon’un Doğu Cephesi’ne yönelik sevkiyatlarda da aktif bir rol oynadığı bilinmektedir. Buradan Doğu Anadolu’ya giden mühimmat, Ermeni birliklerine karşı yürütülen harekâtlarda belirleyici olmuştur.
Karadeniz’in Sessiz Donanması: Taka ve Kayıklarla Zafer
Kurtuluş Savaşı sırasında kullanılan taşıma araçlarına bakıldığında, çoğunluğu küçük teknelerden oluşan bir filo dikkat çeker. Ahşap gövdeli, 5 ila 20 tonluk kapasiteye sahip bu teknelerle yapılan yüzlerce sefer, neredeyse tamamen gönüllülük esasına dayanan bir sistemle yürütülmüştür.
O dönem İstanbul’dan kaçan subaylar, mühendisler, hatta denizcilik öğrencileri, bu sevkiyatı organize eden kadrolar içinde yer almış; resmi bir donanma olmamasına rağmen, Karadeniz’de fiilen bir Kuvayı Milliye filosu kurulmuştur. Bu, Türk denizcilik tarihinde eşine az rastlanır bir halk direnişidir.
İstiklal Madalyası ve Verilmeyen Unvan
İnebolu, bu büyük katkısı nedeniyle TBMM tarafından İstiklal Madalyası ile onurlandırılmıştır. Ancak bu onurlandırma, sadece Kayıkçılar Loncası üzerinden gerçekleşmiş; ilçeye, Gaziantep ve Kahramanmaraş gibi bir “Kahraman” unvanı resmen verilmemiştir. Bunun temel nedeni olarak İnebolu’nun bir şehir değil, ilçe statüsünde olması gösterilse de, bu gerekçenin tarihi hakkaniyeti tam yansıtmadığı açıktır.
Bugün gelinen noktada, tarihsel borçlarımızdan biri de, bu tür sembolik ama anlamlı unvanları iade-i itibar çerçevesinde yeniden değerlendirmektir.
Tarihi Yüzleşme ve Geleceğe Mesaj
İnebolu, Samsun ve Trabzon’un Kurtuluş Savaşı’ndaki rolü, yalnızca bir dönemin kahramanlık destanı değil; aynı zamanda halkın devletini nasıl omuzladığının tarihsel bir belgesidir. Bu nedenle, bu kentlerin mücadelesi sadece arşivlerde değil, kamusal hafızada da yaşatılmalı; unvanlar, anıtlar ve sembollerle yeni kuşaklara aktarılmalıdır.
Karadeniz’in bu sessiz kahramanlarını anmak, yalnızca bir vefa borcu değil, aynı zamanda bağımsızlık ve direniş bilincinin sürekliliği açısından da hayati bir sorumluluktur.



