

Bazen bir haberin içine düşersin. Okudukça batarsın, boğulursun. İçinden çıkamazsın. Samsun’dan gelen o haber, işte öyle bir haberdi. Bir kadın daha öldürüldü. Bir anne daha toprağa verildi. Adı Emine.
Emine 36 yaşındaydı. Üç çocuk annesiydi. Dışarıdan üniversite bitirmişti. KPSS’den 89 almış, atama bekliyordu. Umudu vardı. Yaşamayı istiyordu. Ama yaşatılmadı.
Katili kimdi biliyor musunuz? Kocası. Boşanmak istediği adam. Ama sadece “koca” diyip geçemeyiz. Bu adam daha önce kendi abisini öldürmüş, 16 yıl ceza almış ama sadece 4 yıl yatıp çıkmış. Evet, yanlış duymadınız. Bir insanı öldürmenin bedeli sadece 4 yıl oldu bu ülkede.
Ve şimdi Emine de o ucuz adaletin kurbanı oldu.
Katil hâlâ bulunamadı. Çünkü bu ülkede bir kadın, bir erkeğin öfkesinden hızlı korunamıyor.
Emine’nin hikâyesi, ne yazık ki tanıdık.
Genç yaşta kaçırılmış. Mecburen evlendirilmiş.
Hayatının büyük kısmı mücadeleyle geçmiş.
Çocuklarını büyütmüş, eğitimi bırakmamış, KPSS sınavına girmiş.
Ama koruma kararları onu yaşatmaya yetmemiş.
O gece, katil kapıya başka birini göndermiş. “Çocuklara hediye getirdim,” bahanesiyle Emine’yi dışarı çağırmış.
Sokakta, evinin önünde, başına üç kurşun sıkmış.
Emine o an KADES’e basmış.
Ama polis gelene kadar nefesi kesilmiş.
Devlet yine yetişememiş.
Şimdi üç çocuk annesiz.
Ve belki de en kötüsü, babaları annelerini öldürdü.
Bu çocuklara “umut” nasıl anlatılır?
Bu çocuklara “adalet” nedir, nasıl öğretilir?
Buna hangi öğretmen, hangi rehberlik servisi yetebilir?
Ve biz, biz ne yapıyoruz?
Bir sonraki kadının adını mı bekliyoruz?
Yoksa bir gün bizim de başımıza gelmeyeceğini mi sanıyoruz?
Artık açık konuşalım.
Bu ülkede kadın cinayetleri münferit değil, sistematik.
Devlet koruyamıyor.
Adalet işlemiyor.
Polis yetişemiyor.
Mahkemeler caydırıcı değil.
Ama katiller serbest kalıyor.
Çünkü sistem “yaşatmak” üzerine değil, “kurtulmak” üzerine kurulu.
Emine artık yok.
Ama yüzü burada.
Gözleri burada.
Bu yazıyı okuyan herkes o gözlere baksın.
Bu gözler size de ait olabilir.
Bu acı sizin evinize de uğrayabilir.
Hiçbirimiz sandığımız kadar güvende değiliz.
Emine artık bir sayı değil.
Bu yazı bir çığlıktır.
Duyan varsa…



