

- yüzyılın uluslararası gündemini belirleyen en önemli sorunlardan biri hiç kuşkusuz iklim değişikliğidir. Bir dönem yalnızca çevrecilerin veya bilim insanlarının ilgi alanı olarak görülen bu konu, günümüzde devletlerin dış politika stratejilerinden uluslararası örgütlerin gündemlerine, ekonomik kalkınma planlarından ulusal güvenlik doktrinlerine kadar geniş bir alanda belirleyici hale gelmiştir. İklim değişikliği artık yalnızca çevresel bir mesele değil; ekonomik büyümeyi, toplumsal istikrarı, enerji güvenliğini ve hatta uluslararası güç dengelerini etkileyen küresel bir güvenlik sorunu olarak değerlendirilmektedir (IPCC, 2023).
Bu küresel dönüşüm içerisinde Afrika kıtası oldukça özel bir konuma sahiptir. Çünkü Afrika, iklim krizinin ortaya çıkmasında en az sorumluluğa sahip bölgelerden biri olmasına rağmen, krizden en fazla etkilenen coğrafyaların başında gelmektedir (Okereke & Coventry, 2016). Bu durum, uluslararası sistemin temel adalet sorunlarından birini gözler önüne sermektedir. Tarihsel olarak sanayileşmiş ülkeler ekonomik kalkınmalarını büyük ölçüde fosil yakıt kullanımına dayandırırken, bugün bu süreçlerin çevresel maliyetleri büyük ölçüde gelişmekte olan ülkeler tarafından ödenmektedir. Afrika’nın iklim değişikliği karşısındaki kırılganlığı tam da bu eşitsizliğin bir sonucudur.
Birleşmiş Milletler verilerine göre Afrika, küresel sera gazı emisyonlarının yalnızca küçük bir bölümünden sorumludur. Buna rağmen kıta genelinde yaşanan kuraklıklar, aşırı sıcaklıklar, çölleşme ve düzensiz yağış rejimleri milyonlarca insanın yaşam koşullarını doğrudan etkilemektedir (UNEP, 2023). Özellikle tarıma dayalı ekonomilerin hâkim olduğu bölgelerde iklim değişikliği yalnızca çevresel değil, aynı zamanda ekonomik bir tehdit oluşturmaktadır. Çünkü Afrika nüfusunun önemli bir kısmı geçimini doğrudan tarımsal üretimden sağlamaktadır. Yağış miktarındaki küçük değişiklikler dahi milyonlarca insanın gelir kaybına uğramasına ve gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kalmasına neden olabilmektedir (World Bank, 2022).
Kanaatimce Afrika’da iklim değişikliğinin etkilerini anlamak için meseleyi yalnızca çevresel bir perspektiften değerlendirmek yeterli değildir. Kıtada yaşanan gelişmeler, iklim değişikliği ile güvenlik arasındaki ilişkinin giderek daha görünür hale geldiğini göstermektedir. Özellikle Sahel Bölgesi bu durumun en somut örneklerinden biridir. Senegal’den Sudan’a kadar uzanan geniş coğrafyada kuraklık, su kaynaklarının azalması ve tarım alanlarının daralması, ekonomik kırılganlıkları artırmakta ve toplumsal huzursuzlukları beslemektedir (Ide et al., 2021).
Güvenlik çalışmalarında son yıllarda yaygınlaşan insan güvenliği yaklaşımı, bireylerin yalnızca askeri tehditlerden değil; açlık, yoksulluk, çevresel felaketler ve sağlık krizleri gibi risklerden de korunması gerektiğini savunmaktadır (UNDP, 1994). Afrika örneğinde iklim değişikliği tam da bu güvenlik alanlarının tamamını etkilemektedir. Bir çiftçinin ürününü kaybetmesi, bir çobanın otlak alanlarını yitirmesi veya bir köyün temiz suya erişememesi yalnızca ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda toplumsal istikrarı tehdit eden bir gelişmedir.
Özellikle Çad Gölü Havzası’nda yaşanan çevresel değişimler bu ilişkinin çarpıcı örneklerinden birini oluşturmaktadır. Son yarım yüzyılda gölün büyük ölçüde küçülmesi, bölgede yaşayan milyonlarca insanın geçim kaynaklarını kaybetmesine yol açmıştır (International Crisis Group, 2023). Ekonomik fırsatların azalması ve devlet kapasitesinin zayıf kalması ise radikal örgütlerin bölgede daha kolay destek bulabilmesine zemin hazırlamıştır. Bu nedenle iklim değişikliği ile güvenlik arasındaki ilişki yalnızca teorik bir tartışma değil, sahada gözlemlenen somut bir gerçekliktir.
Ancak Afrika’nın iklim gündemi yalnızca krizlerden ibaret değildir. Kıta aynı zamanda küresel enerji dönüşümünün merkezlerinden biri olabilecek büyük bir potansiyele sahiptir. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre dünyanın kullanılabilir güneş enerjisi potansiyelinin yaklaşık yüzde altmışı Afrika’da bulunmaktadır (IEA, 2022). Bu durum Afrika’yı geleceğin temiz enerji ekonomisinde kritik bir aktör haline getirmektedir.
Fas’taki Noor Güneş Enerjisi Kompleksi, dünyanın en büyük güneş enerjisi projelerinden biri olarak gösterilmektedir. Kenya’nın jeotermal enerji yatırımları, Etiyopya’nın hidroelektrik projeleri ve Güney Afrika’nın rüzgâr enerjisi kapasitesi, kıtanın enerji dönüşümünde önemli mesafeler kat ettiğini göstermektedir (IRENA, 2024). Bununla birlikte enerji dönüşümünün önünde ciddi engeller bulunmaktadır. Altyapı eksiklikleri, yatırım yetersizlikleri, siyasi istikrarsızlıklar ve teknoloji transferindeki sorunlar bu süreci yavaşlatmaktadır.
Bana göre burada dikkat edilmesi gereken temel konu, enerji dönüşümünün Afrika’nın kalkınma hedefleriyle uyumlu şekilde yürütülmesidir. Çünkü Avrupa ülkelerinin enerji dönüşümü deneyimleri ile Afrika’nın mevcut koşulları birbirinden oldukça farklıdır. Afrika’nın temel sorunlarından biri halen enerjiye erişimdir. Sahra Altı Afrika’da yaklaşık 600 milyon insanın düzenli elektrik erişimine sahip olmadığı bilinmektedir (IEA, 2022). Bu nedenle kıta açısından mesele yalnızca karbon emisyonlarını azaltmak değil, aynı zamanda enerji yoksulluğunu ortadan kaldırmaktır.
Son yıllarda uluslararası çevrelerde sıklıkla kullanılan “adil geçiş” kavramı tam da bu noktada önem kazanmaktadır. Adil geçiş yaklaşımı, çevresel dönüşüm süreçlerinin ekonomik ve sosyal maliyetlerinin toplumlar arasında dengeli şekilde paylaşılmasını savunmaktadır. Afrika açısından bakıldığında bu yaklaşımın yalnızca çevresel değil, aynı zamanda kalkınmacı bir perspektifle ele alınması gerekmektedir.
İklim adaleti tartışmalarının merkezinde ise finansman konusu bulunmaktadır. Gelişmiş ülkeler uzun yıllardır gelişmekte olan ülkelere yönelik iklim finansmanı taahhütlerinde bulunmaktadır. Ancak uygulamada bu taahhütlerin önemli bir kısmının tam anlamıyla yerine getirilemediği yönünde eleştiriler mevcuttur (African Development Bank, 2024). Özellikle Afrika ülkeleri, iklim fonlarına erişim süreçlerinin karmaşıklığından ve mevcut kaynakların yetersizliğinden sıklıkla şikâyet etmektedir.
Kanaatimce burada temel mesele yardım değil, sorumluluktur. Çünkü iklim değişikliği yalnızca günümüzün değil, son iki yüz yıllık sanayileşme sürecinin bir sonucudur. Bu nedenle gelişmiş ülkelerin Afrika’nın yeşil dönüşümüne katkı sağlaması ahlaki bir tercihten ziyade tarihsel bir yükümlülük olarak değerlendirilmelidir. Aksi takdirde iklim adaleti söylemi uluslararası platformlarda kullanılan bir kavram olmaktan öteye geçemeyecektir.
Afrika’nın çevresel geleceği açısından bir diğer önemli konu da biyolojik çeşitliliğin korunmasıdır. Kongo Havzası dünyanın en büyük ikinci tropikal yağmur ormanı sistemine ev sahipliği yapmakta ve küresel karbon döngüsünün sürdürülmesinde hayati rol oynamaktadır (WWF, 2024). Bunun yanında Afrika savanları, sulak alanları ve yaban hayatı dünyanın en zengin ekosistemleri arasında yer almaktadır.
Ancak yasa dışı avcılık, kaçak yaban hayatı ticareti, kontrolsüz madencilik faaliyetleri ve iklim değişikliği bu doğal mirası tehdit etmektedir (UNEP, 2023). Özellikle fil ve gergedan gibi türlere yönelik kaçak ticaret faaliyetleri yalnızca çevresel değil, aynı zamanda ekonomik ve güvenlik boyutları bulunan sorunlar yaratmaktadır. Çünkü bu ticaret ağları çoğu zaman organize suç yapılarıyla bağlantılı şekilde faaliyet göstermektedir.
Burada dikkat çeken önemli bir gelişme ise koruma politikalarının dönüşümüdür. Geçmişte çevre koruma projeleri çoğu zaman yerel halkı karar alma süreçlerinin dışında bırakırken, günümüzde toplum temelli koruma yaklaşımları daha fazla önem kazanmaktadır. Çünkü doğal kaynakların korunması ile yerel kalkınma arasında denge kurulmadan sürdürülebilir başarı elde edilmesi mümkün görünmemektedir.
Sonuç olarak Afrika’da iklim değişikliği yalnızca çevresel bir mesele değildir. Bu konu aynı zamanda kalkınma, güvenlik, enerji, ekonomi ve küresel adalet tartışmalarının kesişim noktasında yer almaktadır. Kıta, bir taraftan iklim krizinin en ağır sonuçlarıyla mücadele ederken diğer taraftan dünyanın en büyük yenilenebilir enerji potansiyellerinden birine sahip bulunmaktadır. Bu durum Afrika’yı yalnızca iklim değişikliğinin mağduru değil, aynı zamanda çözümün önemli aktörlerinden biri haline getirmektedir.
- yüzyılın ikinci çeyreğine doğru ilerlerken Afrika’nın geleceği büyük ölçüde iklim değişikliğiyle mücadelede gösterilecek başarıya bağlı olacaktır. Ancak bu mücadele yalnızca Afrika’nın sorumluluğu değildir. Küresel sistemin sürdürülebilirliği, iklim adaletinin sağlanmasına ve Afrika’nın yeşil dönüşüm sürecine eşit ortak olarak dahil edilmesine bağlıdır. Bu nedenle Afrika’nın iklim mücadelesi, aslında insanlığın ortak geleceğine ilişkin bir sınav niteliği taşımaktadır.
Kaynakça
African Development Bank. (2024). African Economic Outlook 2024: Driving Africa’s Transformation. Abidjan: African Development Bank.
African Development Bank. (2024). Climate Change and Green Growth in Africa. Abidjan: African Development Bank.
Ayers, J., & Huq, S. (2009). Supporting adaptation to climate change: What role for official development assistance? Development Policy Review, 27(6), 675–692.
Biermann, F., & Boas, I. (2010). Preparing for a warmer world: Towards a global governance system to protect climate refugees. Global Environmental Politics, 10(1), 60–88.
Food and Agriculture Organization (FAO). (2023). The State of Food Security and Nutrition in the World 2023. Rome: FAO.
Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC). (2023). Climate Change 2023: Synthesis Report. Geneva: IPCC.
Ide, T., Bruch, C., Carius, A., Conca, K., Dabelko, G., Matthew, R., & Weinthal, E. (2021). The past and future(s) of environmental peacebuilding. International Affairs, 97(1), 1–16.
International Crisis Group. (2023). Managing Climate Risks in the Lake Chad Basin. Brussels: International Crisis Group.
International Energy Agency (IEA). (2022). Africa Energy Outlook 2022. Paris: International Energy Agency.
International Renewable Energy Agency (IRENA). (2024). Renewable Capacity Statistics 2024. Abu Dhabi: IRENA.
Moyo, S. (2016). Family farming in sub-Saharan Africa: Its contribution to agriculture, food security and rural development. Working Paper Series, 150, 1–28.
Okereke, C., & Coventry, P. (2016). Climate justice and the international regime: Before, during and after Paris. Wiley Interdisciplinary Reviews: Climate Change, 7(6), 834–851.
Organisation for Economic Co-operation and Development (OECD). (2023). Climate Finance Provided and Mobilised by Developed Countries. Paris: OECD Publishing.
Roberts, J. T., & Parks, B. C. (2007). A Climate of Injustice: Global Inequality, North-South Politics, and Climate Policy. Cambridge, MA: MIT Press.
United Nations Development Programme (UNDP). (1994). Human Development Report 1994: New Dimensions of Human Security. New York: Oxford University Press.
United Nations Environment Programme (UNEP). (2023). Africa Environment Outlook 2023. Nairobi: UNEP.
United Nations Framework Convention on Climate Change (UNFCCC). (1992). United Nations Framework Convention on Climate Change. New York: United Nations.
World Bank. (2021). Groundswell Part 2: Acting on Internal Climate Migration. Washington, DC: World Bank.
World Bank. (2022). Climate and Development: An Agenda for Action. Washington, DC: World Bank.
World Wildlife Fund (WWF). (2024). Living Planet Report 2024. Gland, Switzerland: WWF.
Zulu, L. C., & Richardson, R. B. (2013). Charcoal, livelihoods, and poverty reduction: Evidence from sub-Saharan Africa. Energy for Sustainable Development, 17(2), 127–137.



