

II
Yıldırım Beyazıd’ın ölümü hakkında, umumiyetle bilindiği veçhile, başlıca iki esaslı rivayet vardır: XVI ncı asır vekayinamelerinden başlıyarak muahhar osmanlı vekayinamelerinde ve Hammer’den Gibbons’a kadar Osmanlı tarihine dair tetkikatta bulunan garp müverrihlerinde, onun bir hastalık neticesinde yani ecelile öldüğü kabuI edilir; en mühim arab ve fars kaynaklarile ekser hıristiyan müelliflerinde de, onun ecelile ölmediğini gösteren kayıtlara tesadüf olunmaz. İkinci rivayete gelince, bu, esir hükümdarın esaret zilletine katlanamıyarak, Timur’un kendisini Semerkand’e götüreceğini anladıktan sonra intihar ettiği tarzındadır. Hammer, manzum bir osmanlı tarihi yazan şair Hadidi’nin, Yıldırım’ın «Yüzüğünde gizli zehirle intihar ettiği» yolundaki iddiasını zikretmekle beraber, Hoca Sa’deddin’in de şiddetle tenkid ettiği bu rivayeti itimada layık görmez ; ve bunun yalnız Hadidi tarafından ileri sürülmüş bir iddia olduğunu kaydeder [Histoire de l’Empire ottoman, Tome II, P. 460; türkçe tercümesi, C. II, S. 824], Hiç itibara alınmağa layık olmıyan üçüncü bir rivayet « esir hükümdarın Timur tarafından öldürüldüğü» tarzındadır ki, XV ve XVI ıncı asırlardaki bazı nadir müelliflerde bulunan bu rivayeti bahse mevzu etmek bile fazladır. Biz bu küçük notumuzda, şimdiye kadar esaslı bir surette tetkik edilmiyen bu intihar mes’elesini, demir kafes rivayetinin tetkikinde takib ettiğimiz usûl ile tetkik edeceğiz. Yani, bu husustaki tarihi kayıtları ve bunu reddedici iddiaları menbaların kıymet dereceleri bakımından tenkid ve mukayese ettikten sonra, Ortazaman islam dünyasında bu gibi intiharlara tesadüf edilip edilmediğini ve yüzük taşında zehir taşımak Metinin mevcud olup olmadığını araştıracağız.
Şimdiye kadar bu mes’ele hakkında Necip Asım’ın küçük bir makalesinden [Edebiyat Fakültesi Mecmuası, C. II, Sayı ı, 1922, S. 78-79] başka hiçbir şey yazılmamıştır [bu mekalenin F. Kraelitz tarafından yapılan bir tercümesi yine aynı yılda MOG, Band I, S, S. 289 da çıkmıştır]. Hadidi ve Aşık paşazade ile üç yazma Tevarih-i Al-i Osman nüshasında intihar hakkında mevcut kayıtları zikreden Necip Asım, muahhar osmanlı tarihlerinin intihar hadisesini kabûI etmemelerine mukabil, eski kroniklerin bu rivayeti terviç ettiklerini söylüyor. Onun zikrettiği rivayetlerden en mühimmi yani en tafsilatlısı, hususi kütüphanemdeki bir Tevarih-i Al-i Osman’dadır: Buna göre, Yıldırım, yanında sakladığı bir yüzük kaşına zehir koymuş, ve esaret acısına dayanamıyarak nihayet o zehiri yalamak suretile intihar etmiştir. Biz bu husustaki tetkikatımızın neticelerini şu suretle hulasa edebiliriz :
I – Timur devri vak’anüvisleri ve onlara istinad eden daha muahhar İran müellifleri, Yıldırım’ın ecelile öldüğünü yazıp intihardan hiç bahsetmezler. Yu karıda anlattığımız gibi, Asyalı Cihangir’in mağlûb Padişaha karşı çok âlicena bane hareket ettiğini her suretle tebarüz ettirmek istiyen bu resmi müelliflerin intihardan bahsetmemeleri gayet tabiidir ; çünkü Yıldırım’ın intiharı, Timur’un kendisine karşı yaptığı muamelenin – Timur vak’anüvisleriniıı göstermek iste dikleri gibi âlicenabane olmadığını meydana koyabilirdi. Timur’un Mısır’a elçi olarak gönderdiği Mes’ûd, Yıldırım’ın eceli ile öldüğünü söyliyerek buna terceman olmuştur [İbn Kadi Sehbe’nin Zehebi ve İbn Kethir’e yazdığı Zeyl’de]. Ekser Mısır ve Suriye müelliflerinin bu intihardan bahsetmemeleri ve Yıldırım’ı ecelile ölmüş [Makrizi, .Al- Sulûk; Abû-l- Mahasin, Al – Nücum al -Zahira, w. Popper tab’ı, VoL VI. Part I. No. 1, P. 84; aynı müellifin Manhal al – Safi’sinde], nadiren «Timur tarafından öldürülmüş» [İbn Hacer, Anba’ul Gumr’de, ve yine rivayet şeklinde ‘Ayni, ‘lkd-al Cuman’da zehirletilmiş] tarzında göstermeleri de, Timur’a karşı ne kadar aleyhdar iseler, hıristiyan alemi üzerine büyük zaferler kazanmış bu İslam hükümdarına karşı da o kadar çok tarafdar olmalarından dolayıdır. Bu çok mutaassıp alimler, Yıldırım gibi bir İslam mücahidini intihar etmiş göstermekle onu şiddetle tezlil etmiş olacaklarım sanıyorlardı; ve işte bu psikolojik zaruret, Yıldırım’ın hastalıktan ölmediğine inanmış olanları bile, bu ölümü Timur’un suikasdine atfetmeye sevketmiştir; onlar, bu suretle, hem İslam efkarı umumiyesine karşı mağlûp hükümdarın dindar müslüman cephesini müdafaa etmiş, hem de, muhtelif amiller sebebile nefret ettikleri Timur’u kötülemiş oluyorlardı.
II – En eski osmanlı kronikleri, ve bilhassa bunlar arasında halk an’anelerini daha sadakatle – ve hanedan menfaatlarını korumak endişesinden azade olarak tesbit etmiş olanlar, Beyazıd’ın intihar ettiğini açıkca kaydederler; F. Giese’ nin neşrettiği Tevarih-i Al-i Osman [S. 46], bu isim altındaki diğer birtakım anonim vekayinameler, Uruc Bey Tarihi [S. 37], Hadidi, vekayinamesi, Aşıkpşazade Tarihi [İstanbul basması, S. 80; Giese basması, S 72], Lutfu Paşa Tarihi [S. 59] gibi. Yalnız, bunların bir kısmı onun intiharını kısaca iki kelime ile kaydettikleri halde, Uruc, Hadidi, ve bizdeki Anonim ile Berlin’deki diğer bir Anonim [J. H. Mordtmann, Rühi Edrenevi, MOG, Band II, 1 – 2, S. 134, 1925] yüzük kaşındaki zehirle intiharını tesbit ederler. Anlaşılıyor ki XV-XVI ncı asırlarda Türkiye’de esir hükümdarın intihar ettiği an’anesi, demir kafes hikayesi gibi, bilhassa halk arasında ve orduda yayılmıştı. Muhtelif sebeblerden dolayı mesela. Mısır ve Suriye halkıle mukayese edilemiyecek kadar geniş düşünceli ve taassubdan azade olan Türklerle imparatorluğun hıristiyan ahalisi arasında, bu intihar hadisesi, asla çirkin ve fena bir şey gibi telukki edilmiyordu. ‘Ayni’deki rivayet bunu teyid ettiği gibi, demir kafes rivayetini zikreden İbn İyas da yüzükdeki zehirle intiharı tekrar eder. O asırda Türklerle sıkı münasebetlerde bulunan ve bu husustaki türk an’anelerini bilen hıristiyan müelliflerin eserlerinde de Yıldırım’ın intihar ettiği rivayetine tesadüf olunur (hatta, bu intiharın, başını kafesin demirlerine çarpa çarpa vuku bulduğu da rivayet edilir: Gibbons’un türkçe tercümesi, S. 231). Şekli ne olursa olsun, gerek bu rivayetler gerek bazı arab menbalarının onu Timur tarafından öldürtülmüş (zehirletilmiş) göstermeleri, intihar vakıasını teyid edecek delillerdir. Anadolu membalarının rivayetleri ise, intiharın zehirle vukua geldiğini anlatmaktadır.
III – İntiharın ortodoks İslam muhitlerinde, ne kadar menfur bir cinayet, bir küfür telakki edildiği malûmdur. Gördükleri tahsil itibarile bu telakkiye saplanmaları tabii olan kronikcilerden bir kısmı, mağlub Osmanlı Hükümdarı’nın irtikap ettiği bu büyük günahı mesküt geçmekle iktifa etmişlerdir. Fakat yarı resmi mahiyette vekayinameler yazmakla mükellef olan bir kısım tarihciler, mesela. Sa’deddin, «islam dininin kahramanı» olarak göstermek istedikleri Osmanlı Hanedanından birini, bilhassa Kosova ve Niğebolu kahramanını İslam dinine mugayir bir harekette bulunmuş olarak tasvir edemezlerdi. Yavuz’un Mısır – Suriye fütuhatından sonra, Osmanlı sarayında büsbütün kuvvetlenen dini taassub ve ulema. zümresinin tahakkümü, bu sülale erkanından herhangi biri hakkında – sülalenin dini prestijini ihlal edebilecek isnadların reddini de, hükümdara ve saraya yaranmak için, bir mecburiyet haline koymuştu. İşte Sa’deddin ‘ in intihar rivayetini o kadar asabiyetle redde kalkışması bundan dolayıdır. Ali gibi, zamanının bozukluklarını, saray israflarını şiddetle tenkıdden çekinmiyecek kadar müstakil ve tenkidci bir müverrih bile, zamanının umumi telakkilerinden kurtulamiyarak, bu intihar rivayetini çürütmeğe çalışmaktan geri durmamıştır. Lutfi Paşa gibi, ilk devirler hakkında eski kaynakları hemen aynen kopye ile iktifa edenleri bir tarafa bırakacak olursak, XVI ncı asrın alim ve edip tarihcileri, hükümdar sülalesinin şerefine mugayir gördükleri bu rivayeti tamamile mesküt geçmişler, ve XVII nci asırdan itibaren yazılan iltikati mahiyette tarih eserleri ise, adeta resmi mahiyet almış olan bu noktainazara sadık kalmışlardır. Maamafih Ali’nin[Künh-ül-Ahbar,C. V, S.102]ve bilhassa Sa’deddin’in çok telaşlı müdafaaları[Tac-üt-Tevarih, C.I, s. 217], intihar riyayetinin XVIncı asır Türkiye’sinde ne kadar kuvvetle yayılmış olduğunu gösteren çok mühim psikolojik vesikalardır. Hammer gibi muahhar avrupa tarihçileri, demir kafes mes’elesinde olduğu gibi hatta ondan fazla bu mes’elede de resmi osmanlı vak’anüvisliğinin an’anesinden ayrılamamışlardır.
Bütün bu kuvvetli delillerden sonra, Ortazaman İslam dünyasında dinin şiddetle menetmesine rağmen intiharın mevcut olduğunu, ve bilhassa, yüzükte zehir saklıyarak lüzumunda onu kullanmak adetinin yayılmış bulunduğunu birkaç vesika ile tebarüz ettirelim:
I. § Selçuk imparatoru Melikşah, tahta cülûsunu müteakip amcası Kavurd ile harb ederek onu esir ettiği zaman, bu galibiyetten mağrur olan askerler, ayaklarının artırılmasını taleb ettiler ve arzuları yapılmadığı takdirde Kavurd’u tahta çıkaracaklarını anlattılar. Bundan telaş eden vezir Nizamülmülk, bu arzularını hemen o gece Melikşah’a arzedeceğini ve is’afına çalışacağını söyledi; Kavurd’u o gece şerbet vererek öldürttü; ve ertesi gün, zavallı Prensin hapis sıkıntısından kurtulmak için yüzüğündeki zehirle intihar ettiğini ilan etti [ Ravendi, The Rahat-us – Sudûr, G M s, New Series, VoL Il, P. 127]. Tarih-i Günde, [G M S silsilesi, Vol XIV, S. 443], al-Uraza [Karl Süssheim, das Geschenkaus der Saldschukengeschichte, Leiden 1905, S.60] ve daha bu gibi birtakım muahhar eserlerde de bu rivayetin tekrar edildiğini görürüz. Halbuki lbn-ül-Ethir tarihinde, Bondari’de Sadreddin’in Zübdetüttevarih’inde, onun zehirlenerek değil boğularak öldürüldüğü yazılıdır. Bu rivayetlerden hangisinin daha doğru olduğunu burada tetkik edecek değiliz. Yalnız, Râvendi’nin (599 Hicri) de yazdığı eserindeki bu kayıt, o zamanlar «yüzük taşındaki zehirle intihar» Metinin mevcut olduğunu gösteriyor. Eğer böyle olmasa, bu şekilde bir rivayetin selçuk an’anelerini çok iyi bilen bu müellifin eserinde yer bulması imkansız olurdu.
II. § Maamafih bundan daha evvel de yine bir intihar hadisesi zikredebiliriz: Gaznevi imparatoru Mahmud, Gûr Emiri Melik Mohammed Sûri’yi esir ettiği zaman, bu zillete katlanamıyan Emir yüzük taşının altında sakladığı zehirle intihar etmişti [Cüzcani, Tabakat-ı Nasıri, Calcutta, 1864, P. 40 ]. Eserini XIII üncü asırda yazan bu islam müelifi, bu intihar rivayetini kaydederken, ‘Ali ve Hoca Sa’deddin gibi dini bir taassuba kapılmıyarak, tıpkı Yıldırım’ın intiharı rivayetini kaydeden osmanlı kronikçileri gibi, bunu, esir hükümdarın hamiyet’ine isnad ediyor.
III. § Yine birkaç sahife evvel (909 Hicri) de Safeviler’in eline düşen ve demir kafese konulan Hüseyin Kiyâ’nın intihar maksadile kendisini vahim surette yaraladığını ve öldüğünü zikretmiştik. Demek oluyor ki intihar hadiseleri dinin şiddetle menetmesine ve binaenaleyh nadir olmasına rağmen müslüman Şark alemi için meçhul bir şey değildir.
Biraz sonra Yıldırım’ı intihara sevkeden psikolojik amilleri kısaca izaha çalışacağız. Fakat ondan evvel, yüzük taşında zehir gizlemek ve icabında onunla intihar etmek Metinin daha asırlarca evvel mevcudiyeti hakkında şu zikrettiğimiz tarihi delilleri daha birkaç vesika ile teyid edelim; ve bunun, daha İslamiyetten evvelki zamanlara kadar çıkan eski bir şark an’anesi olduğnnu gösterelim: Halife Süleyman bin Abdülmelik, meşhur Barmak hanedanından Ca’fer’in medhini ve müslüman olduğunu işiterek kendine vezir yapmak üzere Şam’a getirtmişti. Onu huzuruna ilk kabili ettiği zaman, Ca’fer’in yanında zehir bulunduğunu hissetti ve fena halde canı sıkıldı. Ertesi gün adamlarından birini işi tahkik için Ca’fer’in yanına yolladı. Ca’fer, hiç telaşa ve inkara sapmıyarak mes’eleyi itiraf etti: yanında babasından ve dedelerinden kalma zehir saklı bir yüzük bulunduğunu, tahammül edilemiyecek bir vaziyet karşısında kaldığı zaman sıkıntı ve zilletten kurtulmak yani intihar etmek için onu yanından ayırmadığını söyledi. Bunu haber alan Halife çok memnun oldu, onu tekrar huzuruna çağırtarak büyük iltifatlarda bulundu ve vezarete tayin etti [Siyasetname, Tahran tab’ı, S.180]. Sair tarihi kaynaklarda bu hikayenin farklı şekillerine tesadüf edilirse de [Mirza Abdül’azim Han Gürgani, Tarih-i Beramike, Tahran, 1313], maksadımız burada onların tenkidine girişmek veya historicite’leri hakkında tetkikatta bulunmak değildir. Yalnız, bu rivayet bize kat’i surette gösteriyor ki, yüzükte zehir taşımak ve icabında onunla intihar etmek, Şark’ta, daha İslamiyetetten evvel mevcut bir âdettir. Nakledeceğimiz ikinci bir tarihi vakıa, bu iki noktayı da teyid edecektir : (141 Hicri) yılında Taberistan’in Abbasilere tabi olan yerli hükümdarı, oradaki bütün müslümanları kestirdi ve Halife’ye isyan etti. İslam ordularını bir yıldan fazla uğraştırdıktan sonra, kendisi için artık hiç bir ümid kalmadığını görünce, yüzüğündeki zehirle intihar etti [M. Minovi, Maziyar, Tahran 1933, S. 5]. Mevzuun dışına çıkmamak için fazla izahata girişmemekle beraber şunu söyliyebiliriz ki, zikrettiğimiz vakıalar, daha İslamiyetten evvel Şark’ta mevcut olan bu zehirli yüzük ve intihar adetlerinin, islamiyetin menetmesine rağmen, müslümanlar arasında da asırlarca devam ettiğini inkar kabul etmez bir surette meydana çıkarmaktadır.
Esir Osmanlı Hükümdarı’nın intiharı hakkında daha kat’i bir neticeye varmak için, buna amil olan psikolojik sebebleri de aramak lazımdır: Bazı müelliflere göre, Timur – İslamiyetten evvelki ve sonraki Türk devletleri’nde, sonra, Cengiz Çocukları’nda ve onlarm an’anelerini takib eden sülaIelerde mûtad olduğu veçhile verdiği ziyafetlerde, Beyazıd’ın zevcesi Prenses Despina’yı çıplak olarak şarap sunmağa icbar etmiş ve Beyazıd bu hakarete dayanamıyarak intihar etmiştir. Timur vak’anüvislerinde bulunmayan bu rivayetin tetkikine girişmek, ve müverrih Ali ‘nin bu husustaki bazı mülahazalarını tenkidden geçirmek uzun sürer. İbn Arabşah tarafından zikredildiği halde Hammer ‘in kabul etmediği bu rivayeti Gibbon ve sonra Gibbons bilhassa XV – XVI ncı asır hıristiyan müellifierine dayanarak inanılmağa layık görürler. Eski osmanlı kroniklerine gelince, bunlar, Timur tarafından Semerkand’e götürüleceğini anlayınca Beyazıd’ın büsbütün ümitsizliğe düşerek intihar ettiğini söylerler. Psikolojik bakımdan, bu intiharı yalnız bir tek sebebe isnad etmek yanlışdır. Bütün hayatında zaferden zafere koşmuş olan azametli Padişah, esaret zilletine alışamamakla beraber, bazı tarihi kayıdlara nazaran, Timur’un kendisini tekrar tahtına iade edeceğini ummuştu. Lakin bu ümidi tahakkuk etmiyerek Semerkand’e götürüleceğini anlayınca, zorla tutabildiği ruhi müvazenesi bozuldu ve intihar etti. Gerçi, yine bazı tarihi kayıdlara göre, Timur, Semerkand’den sonra kendisini tekrar Anadolu’ya göndereceğini devametmişti; fakat Timur’un sözlerine inanılamıyacağını artık iyice öğrenmiş olan Beyazıd, bu «Semerkand’e gidiş» in ifade ettiği manayı anlamıştı : Anadolu’nun siyasi vahdetini parçalamış ve küçük Osmanlı devletini şehzadelerin taht kavgalarile anarşiye düşürmüş olan Cihangir, Beyaz’ıd gibi bir şahsiyeti tekrar Osmanlı tahtına iade etmek gibi bir gaflette bulunamazdı. Fakat, Semerkand’e gidişin başka bir manası vardı: Timur, payitahtına girerken, muhteşem zafer alayım tetvic edecek en parlak galibiyet yadigarını, Rûm ikliminin muazzam Kayserini teşhirden geri durmıyacaktı! Kuvvetle tahmin olunabilir ki, daha mağlûbiyetinin ilk gününden beri türlü türlü hadiselerle zaten cümleiasabiyesi bozulmuş olan Yıldırım için, bu tasavvur, bardağı taşıran son damla vazifesini görmüş, onu intihara sevketmiştir.
Osmanlı Padişahı, Timur’un zafer alayında teşhir edilmekten niçin bu kadar korkuyordu ve bunda haklı mıydı? O zamanki ruhi vaziyetine göre, hiç şüphe yok ki haklıydı. Ortazaman Şark tarihile uğraşanlar, bu gibi merasimde mesela esir bir hükümdarın yahut bir kumandan veya ihtilalcinin nasıl teşhir edildiğini bilirler. Bu teşhirden sonra esirin – bilhassa siyasi ve dini ihtilaller yapanların türlü işkencelere maruz bırakıldığı, yahut, herhangi bir sebep icad edilerek – mesela bir kısas davası gibi veya buna lüzum görülmiyerek herhangi surette öldürüldüğü de çok olurdu. Burada bunların tavsifine girişmek çok uzun sürer. Müverrih Mes’ûdi’nin (223 Hicri) de Hurremdini ihtilalinin reisi Babek’in esir edilip Bağdad’a getirilişi hakkında verdiği tafsilat ile, (942 Hicri) de Muzaffer Sultan’m Tebriz’e getirilişi husunda Ahsen-üt-Tevarih’de mevcut malûmat, bunu azçok anlatır: Babek’i kırmızı ve yeşil kumaşlarla, renk renk ipeklilerle süslenmiş büyük bir file, kardeşini de yine o suretle süslenmiş bir deveye bindirmişler, kendilerine kıymetli taşlarla süslü sırmalı kırmızı libaslar ve büyük, kıymetli külahlar giydirmişler, iki sıra dizilmiş suvari ve piyade safları arasından geçirmişlerdi. [ Maçoudi, les Prairies d’or, texte et traduction par Barbierde Meynard, Tome VIl, P.127-129 ]. Bu alayların geçeceği sokaklardaki bütün dükkanlar donatılır, ahali seyre çıkar, şehrin bütün ayak takımı esire ait alaylı türküler okuyarak, çalgılar çalarak, el ve ayak vurarak, türlü maskaralıklar yaparak esirin arkasından gelirlerdi. Bazan, teşhir ve terzil edilmek istenen zavallıyı ters eşeğe bindirirler, sakalını keserler, sırtına çeşit çeşit şeyler giydirirler, başına çıngıraklı külahlar, toynuzlar takarlar, suratına tükürürler, taşa tutarlardı.
Acaba, Büyük Cihangir, esirine karşı böyle bir muamelede bulunacak mıydı?
Onun Beyazıd’a karşı böyle bir muamelede bulunacağını tahmin etmeğe hiç sebep yoktur. Gerçi esirine karşı kendi resmi vak’anüvislerinin yazdıkları derecede alicenablık gösterdiğine, onu tekrar tahtatına iade edeceğine inanmak büyük bir safdillik olur; fakat onu Semerkand’de büyük hakaretlere maruz bırakacağına, teşhir ve terzilden sonra herhangi bir sebeble öldürmek niyetinde olduğuna hükmetmek için de hiçbir sebeb yoktur. Maamafih, sinirleri bozulmuş ve tahtına iade edilmekten ümidini kesmiş olan Yıldırım, Semerkand’e götürülmek istenmesini en fena şekillerde te’vil edebilirdi; ve intihar hadisesi gösteriyor ki böyle olmuştur da. Bütün bu izahlardan sonra, Yıldırım Beyazıd’ın intihar etmeyip ecelile öldüğüne inanmak, bir tarihci için, çok müşkildir sanırız.
Kaynak: Belleten, Cilt: I – Sayı: 2 – Nisan 1937, M. Fuad KÖPRÜLÜ



