

Türkiye’de gençlerin en temel hayali, artık neredeyse lüks sayılan bir hedefe dönüştü: kendi evlerine sahip olmak.
Konut fiyatları uçmuş, kiralar el yakıyor. Devlet bu tabloya bir çözüm sunmak amacıyla yeni bir konut projesi duyurdu. Ancak detaylar, gençlerin önüne yeni bir engel koydu:
Eğer anne ya da babanızın üzerine kayıtlı herhangi bir gayrimenkul varsa, siz başvuru yapamıyorsunuz.
İlk bakışta “hak eden faydalansın” mantığıyla makul görünebilir bu kural. Fakat biraz düşününce, gençlerin bireysel haklarını aile mülkiyetine bağlayan, hatta onları kendi ailelerinin ekonomik geçmişine mahkûm eden bir anlayışın yansıması olduğu görülüyor.
Bugün Türkiye’de birçok genç, ekonomik koşullar nedeniyle hâlâ aile evinde yaşıyor. Ancak bu bir tercih değil, zorunluluk. Ebeveyn mülkiyetiyle tanımlanan bir sistem, bu gençlerin bağımsız bir hayat kurma çabasını desteklemek yerine dolaylı biçimde cezalandırıyor.
Üstelik burada dikkat çekici bir siyasal çelişki de var. Cumhurbaşkanı Erdoğan, uzun yıllardır gençlere “evlenin, yuva kurun, en az üç çocuk sahibi olun” çağrısı yapıyor. Fakat aynı gençler, “ailelerinin evi var” gerekçesiyle destek programlarının dışında bırakılıyor.
Peki gençler nerede evlenecek, o üç çocuğu nerede büyütecek?
Aile, elbette Türkiye toplumunun güçlü bir dayanağı. Ama sosyolojik olarak yeni kuşaklar daha bireysel bir yaşam arayışında. Ebeveynlerin üzerine kayıtlı bir mülk artık “ortak yuva” anlamına gelmiyor. Bu nedenle gençleri ebeveynlerinin malvarlığıyla tanımlamak, bugünün toplumsal gerçekliğini gözden kaçırmak demek.
Sosyal adalet, bireyin kendi ekonomik koşullarıyla ölçülür; ailesinin servetiyle değil. Bir gencin kendi emeğiyle başvurduğu bir konut projesinden, ailesinin tapusu yüzünden dışlanması, fırsat eşitliğiyle bağdaşmıyor.
Üstelik bu tutum, gençlerin aileye ekonomik bağımlılığını azaltmak yerine, kalıcı hale getiriyor.
Gerçek bir konut politikası, gençleri ebeveynlerinin gölgesinden çıkaran, kendi ayakları üzerinde durmalarına imkân veren bir sistem olmalı.
Çünkü mesele sadece konut değil; bağımsızlık, eşitlik ve gelecek kurma hakkı meselesidir.
Devletin görevi, gençleri ailelerinin tapusuna değil, kendi hayatlarına sahip kılmaktır.



