

“Aslan yattığı yerden belli olur” demiş atalarımız. Ancak dün gece Şampiyonlar Ligi arenasında, Galatasaray’ın Frankfurt karşısında aldığı 5-1’lik ağır mağlubiyet, bu sözün tam tersine bir tablo çizdi. Sahada izlediğimiz Galatasaray, ne kudretli bir Aslan’dı, ne de yattığı yerden belli olacak bir ağırlık sergiledi. Bu sonuç, camia için tam anlamıyla bir hezimet oldu.
Galatasaray’ın savunma zaafları, orta sahanın oyunu kuramaması ve hücum hattının etkisizliği kadar, en çok tartışılan isimlerden biri de kaleci Uğurcan Çakır oldu. Trabzonspor’dan tam 36 milyon Euro’ya transfer edilen Uğurcan, kalede adeta yokları oynadı. Kritik anlarda varlık gösteremediği gibi, yediği gollerde reaksiyonsuz kalışı da camiada ciddi soru işaretlerine yol açtı. Bu seviyede, hele ki bu bedelle transfer edilen bir kaleciden çok daha fazlası beklenir.
Ancak Galatasaray’daki temel sorun bireysel performansların ötesine geçiyor. Sahadaki oyuncuların her ikili mücadelede kendilerini bırakıp hakemden faul beklemesi, Avrupa futbolunun doğasına tamamen ters bir davranış biçimi. Bu tutum, Galatasaray’ın hâlâ Türkiye’de alıştığı hakem standartlarıyla Avrupa’daki sert futbol gerçekliğini ayırt edemediğini gösteriyor. Avrupalı hakemler, Galatasaraylı oyuncuların bu kolay düşüşlerine prim vermedi, oyunu durdurmadı. Bu da, Türk futbolunun özellikle Galatasaray özelinde hakemlere olan aşırı bağımlılığının ne kadar geri teptiğinin açık bir göstergesi oldu.
Galatasaray’ın artık öğrenmesi gereken şey şudur: Avrupa’da futbol, mücadele oyunudur. Basit faullere, kendini yere bırakmalara kimse aldanmaz; oyun devam eder.
Sonuç olarak, bu mağlubiyet sadece skora yazılacak bir sonuç değil; kulübün zihinsel ve taktiksel olarak nerede durduğunu gösteren bir ayna. Eğer Galatasaray yeniden “Aslan” olmak istiyorsa, önce bu aynaya cesaretle bakmalı.



