

Kısmen evet, özellikle devletin üst kademelerinde devşirme sisteminin baskın olduğu dönemlerde Türk unsurlar, bilerek veya dolaylı olarak merkezden uzak tutulmuştur.
Ancak bu “Türklere düşmanlık vardı” anlamına gelmez. Devletin yapısı, güvenlik ve istikrar kaygısıyla bu şekilde şekillenmiştir.
Bu konunun değerlendirilmesi için tarihsel bağlam, dönemsel şartlar ve Osmanlı’nın yönetsel mantığı birlikte ele alınmalıdır.
Osmanlı’da Türklerin konumu hakkında öne çıkan bazı tarihçilerin görüşlerini aşağıda özetledim:
1. İlber Ortaylı
Görüşü: “Osmanlı Devleti Türk’tür. Kurucuları Türk’tür. Ancak çok milletli bir imparatorluk olması nedeniyle farklı unsurlar da yönetimde yer almıştır.”
Detay: Devşirme sisteminin uygulanmasının nedeninin Türk düşmanlığı değil, Türkmen beylerinin merkeze karşı bağımsız hareket etme eğilimleri olduğunu savunur. Dolayısıyla merkezileşme ve sadakate dayalı bir yönetim sistemi kurulmak istenmiştir.
2. Halil İnalcık
Görüşü: “Osmanlı’nın kuruluşu ve ilk dönemleri tamamen Türk unsurların omuzlarında yükselmiştir.”
Detay: Devşirme sistemini kurumsal sadakat üretmek amacıyla açıklamıştır. Türklerin geri plana atılması gibi bir durumun sistemsel zorunluluk ve imparatorluk siyasetiyle ilişkili olduğunu belirtir. Ayrıca son dönemde Türkçülük fikrinin yükselmesini de önemli bir dönüşüm olarak görür.
3. Ziya Gökalp (düşünür)
Görüşü: Osmanlı çok uzun süre Türk kimliğini geri planda tutmuştur. Tanzimat ile başlayan süreçte Türk kimliğini savunmak gerektiğini dile getirmiştir.
Detay: “Osmanlılık” ve “İslamcılık” fikirlerinin iflas ettiğini, kurtuluşun ancak Türkçülük ile mümkün olduğunu savunmuştur. Bu düşünce özellikle II. Meşrutiyet sonrasında siyasette etkili olmuştur.
4. Bernard Lewis (Batılı tarihçi)
Görüşü: Osmanlı’da yönetici sınıfın etnik kimliğe değil sadakate göre şekillendiğini söyler.
Detay: Türkler halk kesiminde güçlü kalmış, ancak sarayda ve ordu bürokrasisinde uzun dönem devşirmeler etkili olmuştur. Fakat bu bilinçli bir dışlama değil, merkezileşme politikasıdır.
5. Şerif Mardin
Görüşü: Türkler, özellikle kırsal ve taşra bölgelerde devletle özdeşleşen unsurlardır. Ancak entelektüel ve idari kadrolarda 18. yüzyıla kadar baskın değildirler.
Detay: Devletin ideolojik yönelimi Türkleri dışlamamış, ama Türk kimliği siyasi bir proje olarak çok geç öne çıkmıştır.
Değerlendirme:
Bu görüşlerden hareketle, Osmanlı’nın Türkleri sistematik biçimde dışladığı değil; devletin çok uluslu yapısı ve sadakat esaslı idare anlayışı nedeniyle zamanla Türkler halk tabanında yoğunlaştığı ve devletin merkezinde devşirme kökenli bürokratların etkinleştiği anlaşılmaktadır.



