“Anne, ben yarın Anadolu’ya gidiyorum. Buraların hali malum değil. Selanik nasıl elden gittiyse buralar da öyle olabilir. Ben, kurtarmaya çalışacağım. Ne elimden gelirse onu yapacağım. Fakat bu işte tehlike çoktur. Hesapta ölmek, gidip gelmemek de vardır. Bana hakkını helal et.” Mustafa Kemal Paşa, vatanı kurtarmak için yalnız eli kanlı düşmanla değil, İstanbul Hükûmeti ile de mücadele etmek zorunda kalacaktır. Çıktığı bu kutlu yolda başına neler geleceğini az çok tahmin edebildiği için ailesini uyarma gereği duymuştur. Kız kardeşi Makbule Hanım, o gece yaşananları ve Mustafa Kemal’in anlattıkları karşısında Zübeyde Hanım’ın fenalık geçirişini şöyle anlatmaktadır: “(…) Makbuş! dedi. Annemin karyolasının karşısına yer sofrası hazırla! Bu gece sizinle biraz dertleşmek istiyorum. Yarın gideceğim. Hayat bu. Belki ölürüm, gelemem; size söyleyeceklerim var. Annemin karyolasının karşısına yer sofrası hazırladık. Minderleri, yastıkları yerleştirdik. Ağabeyim, annemin karşısına geçti: Anneciğim, dedi, burası Selânik gibi değil. Ben gittikten sonra yanılıp da sokaklara çıkmayın! Benim işim büyük. Bu işte muvaffak olabilmem için kalp huzuruyla çalışmam lâzım. Beni merak ve endişede bırakmayın. Giderken gözüm arkada kalmasın. Elimi, ayağımı bağlamayın. Memleket için çalışırken sizden yana bir üzüntüye uğramak istemem. Annem, heyecandan düşüp bayıldı; zaten hasta idi kadıncağız. Biraz sonra kendine geldiği zaman, oğlunun muvaffak olması için Tanrı’ya dua ediyordu. O gece sabaha kadar uyumadık, konuştuk, dertleştik.”