Enver Paşa (1881-1922)

Enver Paşa (1881-1922)
logo_sag

Bu gün takvim yaprakları 4 Ağustosu gösteriyor. Bundan tam 97 yıl önce bugün bir kurban bayramı sabahı Türk Milleti, Kahraman bir evladını Türkistan topraklarında kurban verdi.

23 Kasım 1881 yılında dünyaya gelen Enver Paşa, 3 erkek (Enver, Mehmet Kâmil, Nuri) 1 kız (kız kardeşi Cumhuriyet dönemi genelkurmay başkanlarından Kâzım Orbay’ın eşi) olmak üzere 4 kardeştiler. Şehâdetinden sonra çocukları Mahpeyker, Türkan ve Ali Enver Fransa’da son Halife Abdülmecid Efendinin yanında büyüdüler.

Şehit olduğunda yani 4 Ağustos 1922 tarihinde henüz 41 yaşındaydı. Ömrü cephelerde geçti. Çok atak bir fıtrata sahipti. Daha 15 yaşında bir askeri öğrenciyken bile derdi vatan ve bayraktı. Öğrencilik yıllarında bu uğurda mücadele için planlamalar yaptığını o günlerde kaleme aldığı günlüklerinden görüyoruz. Düşünsenize 15 yaşındaki bu büyük adam,ülkesinin huzurunu bozan Bulgar çetelerinin evlerini günlüğüne kroki üzerine işaretliyor, onları nasıl yok edeceğinin planlarını yapıyor…

Evet, ömrü çok kısa oldu. Yaşadıklarını, mücadelesini, binlerce sayfaya sığdırmak mümkün değil. Geride karanlıkta kalan bir hayat bırakmadı. Mücadelesini günü gününe yazdığını görüyoruz. Çok inançlı bir insandı. Yakınında bulunan arkadaşları onun gerek Libya çöllerinde gerek, Makedonya dağlarında gerekse Orta Asya bozkırlarında savaş ortamında dahi ibadetlerini aksatmadan yaptığını ifade etmektedirler.

Enver Bey, 1908 Temmuzu’nun sonunda, Resneli Niyazi bey ile birlikte “Hürriyet Kahramanı” olarak sahneye çıktı. O tarihlerde doğan çocuklara birçok aile “Enver” ve “Niyazi” adlarını koydular. Tıpkı şehit olduğu 1922 yılında Türkistan’da doğan çocuklara isminin verildiği gibi…

Enver Bey, “Hürriyet Kahramanı” olarak ismi vatanın dört köşesine yayıldığında sadece 27 yaşındaydı. Seçkin sınıftandı. 7 Mart 1905’te yüzbaşı oldu, 13 Eylül 1906’da binbaşı oldu.

Rumeli’de kargaşa çıkartan Bulgar, Makedon, Arnavut ve Rum çetelerine karşı giriştiği askeri harekatta daima başarı gösterdiğinden Mecidi ve Osmani nişanlar ve altın liyakat madalyasıyla ödüllendirilmişti. Bu dönemin içinde imparatorluk için hayatı pahasına kesin mücadele kararına ulaştığı ve bütün münakaşalara rağmen Türkçülük ile İslamcılık arasında gidip gelen bir milliyetçi düşünceye sahip olduğu görülmektedir.

5 Mart 1909’da seçkin bir subay olarak Berlin’e Askeri ateşe olarak atandı.  Yabancı askeri ataşeler ve Alman komutanlar kadar imparatorun çevresinde dahi tanındı. Farsça ve Rusça bilen, mükemmel resim yapan bu ataşenin Fransızcası da mükemmeldi, Almancasını çok çabuk ilerletmiştir.

Enver Bey, Alman Kara kuvvetlerine hayran kalmıştı. O dönem kim hayran değildi ki. Britanyalı askerler dahi Alman kara ordusunun hayranıydılar. Peki; gerçek neydi?  Enver Bey gerçekten Almam hayranı, ülkesinin çıkarlarını gözetmeyen birimiydi. Elbette hayır, böyle bir şey olabilir mi? Tam tersine Almanlarda bir Enver hayranlığı vardı aslında. Öyle olmasa Osmanlı için “Enverland” yani Enver’in ülkesi derler mi? Yâda ülkenin önemli köprülerine Enver ismini verip adına sigara markası çıkartırlar mı? Daha ötesi Alman Genelkurmayı, Enver Paşanın Trablusgarp günlüklerini kitap olarak bastırmış ve cephelerdeki Alman subaylarına cesaret versin diye propaganda kitabı olarak dağıtmıştır. Enver Beyin, Alman Kara ordusuna olan hayranlığını Alman hayranlığına yoran zihniyetten bunu anlamasını tabi ki beklemiyorum.

Aslında İmparatorluğun son yüz yılını incelediğinizde ordunun içerisinde bulunduğu durumu daha net görüyorsunuz. Ruslarla yapılan onlarca savaş kaybedilmiş ve artık ordu koskoca imparatorluğu savunacak durumda değildir. İşte Enver bey bu yüzden Alman Kara ordusundaki başarıları gördükçe bundan etkilenmiştir.

İtalyanların Trablusgarp’a asker çıkarması üzerine Enver Bey, İmparatorluğun bu vatan toprağını savunamayacak durumda olduğunun farkındaydı. Zaten Osmanlı istese de buraya kuvvet gönderecek durumda değildi. İşte Enver bey cesaretini bir kez daha ortaya koyuyor ve burada İtalyanlara karşı gerilla savaşı yapılarak başarılı olunacağını söylüyordu.

Enver Bey, aralarında Mustafa Kemal beyinde bulunduğu bir grup subay ile kısa sürede Trablusgarp’a ulaştılar. Kısa sürede yerel halkı örgütleyerek destansı bir zafere imza attılar. Ne var ki bir süre sonra Anavatandan iyi haberler gelmiyordu. Balkan Savaşı çıkmış Bulgar orduları Edirne’yi işgal etmiş ve İstanbul yakınlarına kadar gelmişti. Enver bey bir kez daha yollara düştü. Nede olsa Anavatanın ona ihtiyacı vardı. İstanbul’a ulaşan Enver Bey hemen harekete geçti ve Edirne’yi Bulgar işgalinden kurtardı.

Bu başarıdan sonra Enver Bey miralaylığa terfi etti. Henüz 31 yaşındaydı. İttihat ve Terakki idareye hâkim olmuştu. Bu arada Mahmud Şevket Paşa’nın katliyle boşalan Harbiye Nazırlığı’na Yemen’den başarıyla dönen Ahmet İzzet Paşa’nın tayin edildi. Enver Bey, 6 ay sonra mirlivalığa (tuğgeneral) terfi ettirildi. Hak ettiği bu rütbenin üstüne çok fazla süratli bir terfi daha geldi; makamdan alınan Ahmet İzzet Paşa’nın yerine Harbiye Nazırı oldu.

Ocak 1914’te Harbiye Nazırlığı’na ilave olarak birkaç gün içinde genelkurmay başkanlığını da üstlendi. Orduda da yenilenme ve dirilme harekâtını başlattı. Ordudaki gelenekçi yaşlı paşaların alayını ordudan emekliye ayırdı ve çok kısa bir sürede orduyu reforma etti.  Yerine genç subayları Ordu’da önemli noktalara getirdi. Bu genç subayları sadece Çanakkale’de değil, Türk kurtuluş savaşında da görmekteyiz.İşte bu ordu başta Çanakkale olmak üzere, Kuttu’l Amare ve Kafkaslarda destan yazdı.

Hiç kimse 1. Dünya savaşının bu kadar uzun süreceğini beklemiyordu. Savaşın sonlarına doğru Teşkilatı Mahsusa elamanlarına Anadolu’nun iç bölgelerine silah ve cephane depolamaları talimatını verdi. Olacakların farkındaydı, önlemlerini almaya çalıyordu.Sonuç itibariyle Mondros Ateşkes anlaşması öncesi İttihat ve Terakki Hükumeti düştü. Enver Bey ve diğer İttihat Terakki üyeleri yurt dışına çıkmak zorunda kaldılar. Zaten bir süre sonrada gıyabında idam kararları verildi.

Anavatan işgal altındaydı, Enver Bey bu duruma kayıtsız kalabilir miydi? Onu tanıyanlar böyle bir durumun söz konusu olamayacağını bilirler. O biran önce Anadolu’ya ulaşmak arzusundaydı. Önce Rusya’ya gitti, orada temaslarda bulundu. Milli mücadeleye katkılar sunmak için Moskova ve Batum’da temaslarda bulundu.

Bu arada Milli mücadele tüm hızıyla devam ediyordu. TBMM, Sakarya savaşına hazırlanırken Enver Bey Yunanlılar karşısında olası başarısızlık durumuna binaen Anadoluya geçmek için Batum’da beklemektedir. Mustafa Kemal Paşa’nın Başkomutanlığında Sakarya savaşında Yunanlıların mağlup edilmesi üzerine Enver Bey ve Arkadaşları yeni bir mücadele için Orta Asya’ya doğru yola çıktılar.

Örgütlediği Basmacı Hareketi modern Orta Asya’nın tarihindeki en önemli olaydır.  Sovyet Kızıl Ordusu’nun savaş tarihinde en önemli ve zorlukla bastırtılan hareketlerden biri olduğu resmen açıklanmıştır.

Takvimler 4 Ağustos 1922’yi gösterdiğinde Kurban Bayramı’nın ikinci günüydü. Henüz Cuma vakti gelmemişti. Enver Paşa ve beraberindeki Alperenler iki bayramı bir arada yaşıyorlardı. Aynı anda üçüncü bayrama (şehitlik) yaklaştıklarının farkında değillerdi.

Enver Paşa’nın karargâhı, Türkistan’ın Belcivan vilayetinin Âbıderyâ köyünde (Duşanbe’ye yaklaşık 200 km.uzaklıkta) binlerce Kızılordu askerlerince kuşatıldı. Yanındaki 30 kişilik adamlarıyla Enver Paşa müthiş bir direniş gösterdi.Çegantepesinde çok şiddetli çarpışmalar yaşanırken asıl adı Hagop Melkumyan, isminin Rusçalaştırılmış şeklide Yakov Arkadiyeviç Melkumov olan aslen Ermeni bir Kızılordu subayının emrindeki müfreze tarafından, göğsündeki Kurân-ı Kerim delik deşik olmuş haliyle mitralyözlerle şehid edildi.

Bir kâğıda “Şehîd-i Muhterem Enver Paşa Hazretleri pek mukaddes ve maksat peşinde Buhar’a da Belcivan Vilayetinin Çegan isimli mahallinde Kurban Bayramının birinci günü olan 4 Ağustos 1922’de, öğle vaktine yakın bir zamanda, temiz kanını toprağa akıta akıta, kahraman ve mert bir şekilde Şehâdet rütbesine nâil olmuştur” diye yazılıp mühürlendi.

Enver Bey, 4 Ağustos 1922 günü maiyetindeki savaşçılarla Tacikistan’ın Belcivan bölgesinde bulunan Abıderya köyünde bayramlaşırken ani Rus baskınına karşı adeta en ön safta savaşarak şehit olmuştur.

Abıderya köyündeki Çegan Tepesi’ndeki mezarı adeta Sovyet döneminde bile ziyaret edilen bir türbe gibiydi.  Naaşının taşınması, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in Eylül 1995’te yaptığı Tacikistan gezisi sırasında gündeme geldi. Dönemin bakanlarında Ayvaz Gökdemir Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i bu konuda ikna ederek naaşın Türkiye’ye getirilmesine vesile oldu.
Enver Paşa’nın mezarı, Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Münif İslamoğlu başkanlığındaki uzmanlar ve bilim adamlarından oluşan 8 kişilik bir heyet tarafından 30 Temmuz 1996’da açıldı.
Diş yapısından Enver Paşa’ya ait olduğu anlaşılan cenaze, Tacikistan’daki siyasi karışıklıklar nedeniyle zorlukla başkent Duşanbe’ye getirilebildi. Burada Türk bayrağına sarılı tabuta konularak İstanbul’daki resmi tören için hazırlandı.

3 Ağustos 1996’da İstanbul’a getirilen naaşı bir gece Gümüşsuyu Askeri Hastanesi’nde tutuldu.
Ölüm yıl dönümü olan 4 Ağustos 1996 tarihinde, Şişli Camii’nde 8 imamın kıldırdığı cenaze namazının ardından Şişli’deki Abide-i Hürriyet Tepesi’nde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Kültür Bakanlığı’nca ortak olarak hazırlanan, Talat Paşa’nın yanındaki mezara defnedildi.

BENİM İÇİN ENVER PAŞA

“Benim için Enver Paşa hâlâ, Türk askerinin, milletinin ve yurdunun şerefini korumak için, Osmanlı’yı sömürge, kendisini de sömürge vâlisi sanan Rusya’nın Manastır konsolosu Rostkovski’yı öldüren jandarma eri Halim ile olayla ilgisi olmayan arkadaşı Abbas’ın i’dâmına “iki asker için Rusya’yı karşıma alamam” diyerek izin veren Sultân’a ve bütün mahkeme hey’etine karşı, bu iki eri kurtarmak için mücâdele eden 22 yaşındaki Enver’dir.

KISACA

22 yaşında iki garibân Türk askerini kurtarmak için mücâdele etti; 27 yaşında memleketin kurtarılması için “hükûmetin bütün kuvvetlerine karşı alenen ve silâhlı olarak ilân-ı isyân ediyorum” diyerek ihtilâl başlattı ve meşrûtiyeti ilân ettirdi.

30 yaşında Trablusgarb’da, aralarında Mustafâ Kemâl beyinde olduğu subaylarla berâber destân yazdılar.

32 yaşında Edirne’yi kurtardı.

33 yaşında, henüz iki yıl evvel Balkan fâciâsını yaşayıp 40 günde dağılan orduyu, iki yılda dünyânın en güçlü ordularından biri hâline getirdi ve on cephede dört yıl boyunca dünyâ devlerine karşı savaş yürütebildi.

37 yaşında öz kardeşini ateşin içine, Kafkasya’ya gönderdi ve Kafkas Türklüğünü zulümden kurtardı. Aynı yıl memleketi terk etmek zorunda kaldı.

40 yaşında İstiklâl Savaşı’nda Yunan’a yenilme ihtimâline karşı vatanın B planı olarak Batum’a geldi. Gerek kalmayınca Türkistan’a açıldı ve 41 yaşında Rus mitralyözüne karşı atıyla saldırırken, elinde kılıcıyla şehîd düştü…

İyi ki, vardın, var ol. Sen, benim için hep, Manastır’da Halim ve Abbas’ın sığındığı liman olan 22 yaşındaki Enver’sin…”

 

 

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir